<<<<<<< HEAD ======= <<<<<<< HEAD PsyKey | MBTI & Enneagram

PSYKEY

ENNEAGRAM 9

Destekleyici, uyumlu, kopuk ve inatçı


Medyada Enneagram 9

Aşağıda bazı enneagram 9 karakterleri görebilirsiniz.


Beden Üçlüsünde yer alır.


İçgüdüsel enerjileri ile, diğer bir deyişle hayatiyet ve yaşam güçleri ile temas başlıca konularıdır. İçgüdüsel enerjilerinden tutku, öfke ve yaşam hazzından kopukturlar. İç huzur ve yaşam kolaylığı uğruna bu enerjiyi aşmak veya yumuşatmak isterler. Kendi içgüdü enerjilerinden bu denli uzak olmaları Dokuz’ları başkaları ile özdeşleşmeye, başka bir insana bağlanıp onun vasıtası ile yaşamaya yöneltir. Dokuz’lar bağımsızlıklarını korumaya çalışırlar, ama Sekiz’ler gibi bunu öne sürmezler. Dışarısı ile ilgilerini keserek özerkliklerini vurgularlar. Miskinlik, tembellik veya enerji yoksunluğu şeklinde kendini gösterebilir ama aslında, Dokuz’ların kendi gelişmelerine az ilgi göstermeleri demektir. Gerçeklik tarafından etkilenmemeye çalışmak büyük enerji gerektirir; bu da nefis farkındalığı için enerjinin kalmaması demektir.


Sonuç olarak Miskinlik yaşamı uyku ile geçirme, bağımsız bir insan olarak ayağa kalkıp genel düzende yer almama arzusudur. Bu tutku içimizde, kendimizi güvende, huzurlu, rahat hissedeceğimiz ve bu halin bozulamayacağı bir yer aramamıza neden olur. İç sakinliğimizi alt üst edecek her şeyden kaçarız. Bazı Dokuz’lar “akışa kendini bırakmak” ifadesinden çok hoşlanırlar ama aslında her şeyin kendi çevrelerinde akmasını ve onları rahat bırakmasını ümit ederler. Bu arada, çoğu Dokuz tinsel çalışmalar ile ilgilenir çünkü benlik bilincinin ötesinde yatan ve Birlik ile gelen tam mutluluk hissini bir şekilde hatırlamaktadırlar. Sorun, Dokuz’ların bu Birliği hayal etmeleri ve böyle bir inanışı anlatan bir felsefe ile ilgilenmeleridir. Ama tüm bunlar, Birliği dünyada yaşayabilmek için gerekli iç çalışmadan çok değişiktir. Miskinlik ile beyaz ışığı düşleriz, derin felsefeler ve yoga ile iç içe oluruz, tinsel egzersizlerden geçeriz ama benliğimizin özündeki eksikliği gerçek doğamızın içinden fışkıracağı boşluğu kesinlikle göremeyiz.


Hareket Erdemine kavuşmuş Dokuz’lar, kendileri ve başkaları için iyileştirici ve uyumlu bir çevre yaratmakta güçlü ve etkin bir rol oynarlar. Kısacası bu erdem, her anı tam ve dinamik olarak yaşamamızı sağlar. Başkalarının veya çevrenin farkında olmamıza rağmen yaşadığımız anın farkında olmayabiliriz. Yaşıyoruzdur ama içerik zayıftır. Doğal olarak, takılma arttıkça var olan anlamlı farkındalık da kaybolur.


Kutsal Sevginin kaybından dolayı nefis de kendini kayıp ve amaçsız hisseder ama Kayıtsızlık ile hayal dünyasının güvenliğine çekilerek bu yarayı kapama yolunu bulmaya çalışırız. Rahatlatıcı felsefeler ile meşgul olma veya başkalarına yoğunlaşıp onları yüceltme de aynı şekilde yarayı iyileştirme çabalarıdır.


Kayıtsız Dokuz’lar, ruhlarının gerçek dokusu olan Temel sevgiyi yitirmenin acısını duymamak için özleri ile olan ilgilerini tamamen keserler.Kafalarında, ancak anı yaşayınca ortaya çıkan gerçek bütünlük ve iyilikseverliğin taklitlerini oluştururlar. Sonra bu iç huzur hissi, gerçeğin asıl dinamik sürecine karşı savunulur. Böylelikle kayıtsızlık Miskinliği körükler. Yüzeyde Dokuz’lar oldukça rahat, hoş ve uyumlu görünürler. Arkadaştırlar ve başkalarının isteklerine uygun davranmaktan çekinmezler. Çok daha derinlerde ise Dokuz’lar değiştirilmek veya kendilerini rahat hissettikleri durumdan ayrılmak istemezler.



Sağlıklı ve Sağlıksız Haller


Sağlıklı Dokuz’lar dinleyici, kabul edici, açık, duygusal olarak dengeli, rahat ve sakin insanlardır. Kendilerine ve başkalarına güvenirler, yumuşak başlı ve uysaldırlar. Sabırlı, nazik ve aynı zamanda gösterişten uzak, doğal davranan kişilerdir. Sade ve masum halleri vardır; iyi kalpli ve samimidirler. Tutumları olumlu ve destekleyicidir. İnsanları rahat hissettirirler; sakinleştirici ve tedavi edici etkileri vardır. İnsanları bir araya getirirler, grup içinde uyum sağlarlar. Sağlıklı Dokuz’lar gerektiği yerde güçlü ve dinamik olmasını bilirler.


Sarsılmazlıkları, sağduyuları ve sessiz güçleri çevreye güven verir. Başkalarının bakış açılarını kolaylıkla anlarlar; iyi arabulucu, müzakereci ve etkili danışmandırlar. Esenlik anlayışları başkalarını sakinleştirir ve onlara güç verir. Sağlıklı Dokuz’lar kendilerini olduğu gibi kabul etmekten doğan bir vakurluk, dinginlik ve barış içindedirler. En iyi durumda. İtidal sahibi, ağırbaşlı, dingin, gerçek doyum içinde, kendi bütünlüğünü kavramış, aynı zamanda başkaları ile derin ilişkilere girebilen insanlardır. Ayakları yere basan, canlı ve uyanık, tetikte kişilerdir. Yaşamla bir olmuş, yaşama bağlı, coşkulu, dinamik, canlı tavırları ile yılmaz bir ruh, müthiş bir doğa gücü sergilerler.


Averaj Dokuz’lar çatışmadan korkmaya başlarlar; bu yüzden geri plana çekilirler, başkalarına ve duruma uyarlar, istemedikleri şeylere evet derler. Dıştan hoş ve uzlaştırıcı gözükmelerine rağmen içten direnç duyarlar. Başkalarını caydırmak veya yoldan çıkarmak için değişik inançlar ve söylemler ortaya atarlar veya değişime karşı savunma yapabilmek için “sıkı” felsefeler geliştirirler. Canlanmak istemezler, geleneksel rolleri ve beklentileri sorgulamadan safça kabul ederler; başkalarını idealleştirir, başkaları vasıtası ile hayatlarını yaşarlar. İlişkileri sürdürmek isterken aynı zamanda etkilenmeye direnirler. Değişim ve baskıdan kaçarlar, altüst olmak istemezler. Kaygısız, edilgen, ağır ve tepkisiz insan olurlar. Çatışmadan kaçarlar, sorunları halı altına süpürürler. İhtiyaçlarının az olduğunu iddia ederler. Arzuları bastırırlar. Fiziksel olarak aktif olabilirler ama içten tembel ve üşengeçtirler, kendilerini öne sürmek istemezler. Olaylara kayıtsızdırlar, işleri ertelerler, sorunların kendi başlarına kaybolmasını beklerler.


Günleri alışılmış ve boş işlerle geçirirler veya yaptıklarına hiçbir his beslemezler. Hissizliği rahatlıkla karıştırırlar; televizyon, yüzeysel romanlar, içki vb. ile uyuşuk bir yaşam başlatırlar. Gerçeği “kapatırlar,” görmek istemediklerine arkalarını dönerler. Hayal kurma, düşüncelere dalma, rahatlatıcı düşlemlere kapılma ve rahatlık yaygınlaşır; bu durumlarını yüceltir ve üstün tinsel erdemlere sahip olduklarını düşünürler. Gitgide kopuk, ilgisiz, düşüncesiz olurlar; düşünceler dağılır ve puslanır, her şeyin aslında çok daha uyumlu ve hoş olması gerektiği konularını dillerine dolarlar. İletişimsizlik ve inatçılık artar; etkilenmeye karşı direnç vardır ama hâlâ hoş insanlar olabilirler. Sorunlar kaybolmazsa işin ciddiyetini küçümseyerek başkalarını yatıştırmaya ve her ne pahasına olursa olsun huzur elde etmeye çalışırlar. Kaderci, duyumsamaz, hissiz (stoacı) ve hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanmış, vazgeçmiş bir insan olarak yaşamı sürdürürler. Yüzeyin altında büyük bir öfke yatmaktadır ve bazen büyük patlamalar olur. Yargıları çarpılmıştır. Hiçbir çaba göstermeden sorunlarının kendiliğinden çözülmesini ümitle beklemeye koyulurlar.


Sağlıksız Dokuz’lar ifade edilemeyen müthiş bir öfkeye sahiptirler ve bunu bilincin dışına atma çabalarından dolayı yorgundurlar. Derin ruhsal çöküntü içindedirler. Enerjilerini bastırmaları kişisel gelişmelerini önler: Gitgide daha etkisiz ve çaresiz olurlar; başkalarının araya girip onları kurtarmaları gerekir. Gizli öfke ve ıstıraplarının ortaya çıkacağından korkarlar; laf dinlemezler, inatla sorun olmadığını, her şeyin normal gittiğini iddia ederler. Onlara yol gösteren, gerçek sorunları ile yüzleşmesi için yardım etmeye çalışan herkese kızarlar. Ciddi bir şekilde kayıtsız ve sorumsuz, onlara ihtiyacı olan kişilere karşı tehlikeli olabilirler. Sorunlar sürerse kendilerini etkileyebilecek her şeyi reddetmeye ve çevreden kopmaya başlarlar; bunun sonucunda işlevselliklerini yitirirler. Zihinleri karışır, hareket edemez olurlar, zihnen ölü gibi (katatonik) yaşarlar. Duygusal çökme ve kişilik parçalanması olasıdır. Duygusal çökme ve kişilik parçalanması olasıdır.


Aile ve Bireysel İlişkilerinde E9


Anne ve babaya veya anne baba rolündeki başka kişilere yakın bağlantı. Dokuz’lar açık ve kabul edici bir akıl ve ruha sahiptirler. Dolayısıyla küçük yaşlardan itibaren aile çevresinin duygusal tarzını, anne babalarının bilinçli, bilinçsiz tüm beklentilerini tanır ve yüklenirler. Çocukluk Örüntüsünde anne veya baba ile yakın ilişkileri olan Üç ve Altı tarzları, anne babadan birinin beklentisine yoğunlaşır ve tepki gösterir (Üç’ler anneye karşı, Altı’lar babaya karşı). Dokuz’lar ise anne babanın ikisine birden olan bağlantıları yüzünden bunalmış durumdadırlar. Akıl ve ruhları, ailenin açık beklentileri ile dolar ve Dokuz, özgürlük ve huzur bulacağı hayal dünyasına çekilir.


Bazı Dokuz’lar fiziksel olarak geri çekilirler: Doğaya sığınırlar veya başka çocuklarla vakit geçirmeye başlarlar. Bazıları ise bedenen var olmalarına rağmen duygusal olarak çekilmişlerdir. Her iki durumda da ev ortamının, sürekli ilgi isteyen enerji ile çeşitli sorun ve çatışmalarla dolu olduğunu görürler. Geri planda olmayı yeğlerler; fazla bir şey istememeye, kendilerini öne çıkarmamaya çalışırlar. Kendi varlıklarının durumu daha da karıştırmasını önlemek için adeta görünmez olmaya çabalarlar.


Üçlü Konuları

İçgüdüsel Üçlünün ana tarzı olan Dokuz’lar içgüdüsel dürtülerinden en kopuk tarzı simgelerler. Bu dürtülerin yerini derin düşünceler, özel kişilere ve rahatlatıcı durumlara duygusal bağlantılar alır. Dokuz’lar içgüdüsel enerjilerini çevreye ve kendilerini içten rahatsız eden şeylere sınır koymak için kullanırlar. Kısacası, Dokuz’lar kimsenin onlara karışmasını, onları değiştirmesini istemezler. İçlerinde hissettikleri güçlü duyguların ve tutkuların onları etkilemesine karşı müthiş bir direnç içindedirler. İçgüdüsel enerjinin gönderdiği uyarımlardan yoksun oldukları için başkaları üzerinden yaşamaya başlarlar ve daha “güçlü” olarak algıladıkları veya daha tutkulu bir kişi ile özdeşleşirler. Saldırganlık ve bastırma ile sorunları vardır: Nefis algılaması, canlılık ve bağımsızlık belirtileri, girişkenlik dürtüleri bastırılmıştır.


Çökme Yönü


Averaj Dokuz’lar uyumlu, hoş ve rahat insanlardır. Bakış açıları olumludur ve hayatın iniş çıkışlarından etkilenmezler. Ama onlar da diğer insanlar gibi rahatsız edici olaylar ve sorunlarla karşılaşabilirler. Güçlü savunmaları sayesinde kriz anında sakin ve dengeli kalabilirler ama sorunlar yoğunlaşınca aşırı gerilime girerler ve averaj Altı’lar gibi davranmaya başlarlar. Çok daha endişeli ve tepkisel olurlar. Önceden sorunları görmezden gelmiş olmalarına rağmen şimdi sinirli ve kötümserdirler. Sorunu insanlarla yaşıyorlarsa Altı’lar gibi aniden tepkisel ve cüretkâr olurlar; bastırılmış bozulma ve engellenme hislerini açığa çıkararak insanları şiddetle azarlarlar. Dokuz’lar bu şekilde rahatladıklarını düşünürlerse de gerçek çatışmalar ve sorunlar çözülmemiştir.


Sağlıksız Dokuz’lar içlerinde duydukları acı ve endişeyi yaşamamakta ısrar ederler. Reddederek ve kendilerini soyutlayarak güçlü bir savunma sistemi oluştururlar ama bu tutum, onların hiçbir şey yapamayacak kadar yaşamın gerçeklerinden kopmalarına neden olur. Sağlıksız Altı seviyesine gittikleri zaman müthiş bir endişe ve kuşkuya (paranoya) kapılırlar. İsterik bir şekilde davranırlar, korku içine girerler ve mantıksızlaşırlar. Başkalarına hem kızarlar hem de aşırı bağlanıp sorunlarını çözmeleri için medet umarlar. Çökmüş Dokuz’lar kendi düşüşlerine neden olurlar ve başkalarının ilgi gösterip onları kurtarmaya gelmelerini beklerler.


Gelişme Yönü


Sağlıklı Dokuz’lar Üç’e gittikleri zaman kendilerini geliştirmeyi ve gizliliklerini (potansiyellerini) ortaya çıkarmayı amaçlarlar. Yaşamlarını kontrol altına alırlar, kendilerine ve katkılarına değer verirler. Zaman ve enerjilerini, yeteneklerini bileyecek ve insan olarak ilerlemelerini sağlayacak etkinliklere harcarlar. Gittikçe daha güvenli girişken, kendilerinden emin ve bağımsız kişi olurlar; öz saygıları artar. Daha bilinçli ve pratik bir insan olarak hayal dünyasından çıkıp gerçek dünyada yaşamaya başlarlar. Onları gerçekten seven insanlarla bağlantılarını koparmadan kendilerini tam anlamıyla ifade edebilmenin zevkini yaşarlar.


Güven Noktası


Dokuz’lar güvendikleri insanlarla ve yakınları ile tarz Üç’ün averaj davranışlarını üstlenirler. Dokuz’lar başkaları tarafından kabul edilmek ve insan ilişkilerini sürdürmek isterler. Bu doğrultuda averaj Üç’ler gibi kendilerini başkalarının beklentilerine uyarlamaya başlarlar. İmaj ve görünüme aşırı önem verirler veya insanları cezbedecek tavırlar takınırlar. Hedefe yönelik işkolik eğilimler içine girerler. Narsist bir tutum içinde ilgi merkezi olmak için çabalarlar.


Temel Korku


Bir şeyleri yitirmek ve ayrılık yaşamak, kişiliğin parçalanması.


Temel Arzu


İç huzur ve bütünlük. İkincil Güdüler. Dokuz’lar iç dengeye sahip olmak, kendi dünyalarında barış ve uyum yaratmak, çatışma çözmek ve insanları bir araya getirmek, çatışma önlemek, her şeyi olduğu gibi muhafaza etmek, olayların onları rahatsız etmesine izin vermemek, sorun ve çatışmaları en alt düzeye indirmek, dünyalarında her şeyin düzgün olduğu kuruntusunu savunmak isterler.


Arayış


Uyum ve denge. Dokuz’lar bir ve bütün olmayı arzularlar, arkadaşlık ve paylaşma ararlar. İçgüdüsel Üçlünün diğer iki tarzı Sekiz ve Bir gibi, olması gereken ideal bir düzen ön görürler. İç dünyalarında yarattıkları rahatlık, ferahlık ve sadeliği dış olaylara taşımaya çalışırlar. Aslında Dokuz’lar, çevreyi olumlu etkileyecek gerçek bir iç huzur peşindedirler.


Sağlıklı Nefis Algılaması


“Ben huzurlu rahat bir insanım.”


Gizli Yakınma


“Herkesin beni değiştirmek için baskı yapmasına rağmen ben olayların akışından memnunum.”


Anahtar Savunma İşleyişi


Bastırma, ayrıştırma, ayırma, inkâr.


Özel Tahrik


Çatışmaları ve ön plana çıkmayı önlemek. Averaj Dokuz’lara göre doğrudan davranmak, isteklerini belirtmek veya güçlü bir tavır almak saldırganlık demektir. Girişken olup kendilerini öne attıkları zaman ilişkilerini bozduklarına, hatta var olan uyumu yok ettiklerine inanırlar. Uzlaştırıcı oldukları ve başkalarına uydukları zaman ancak ilişkilerini ve iç huzuru sürdürebildiklerine inanırlar. Dokuz’lar evet derken aslında hayır demek istemektedirler; bu tutum, kısa vadede çatışmayı önler ama istemedikleri bir yola itildikleri zaman kızgınlık getirir. Bastırılmış öfke ise Dokuz’lar için sorun yaratan direncin, bunalımın (depresyon) ve ayrışmanın başlangıcıdır.


Kurtarıcı Erdem


Artan dirence, kaygısızlığa ve kaderciliğe rağmen averaj Dokuz’lar insan ilişkilerine verdikleri önem sayesinde bu direnci yenebilirler, inkâr ve ihmal çıkmazına düşmek yerine insanlara kabul edici davranmayı öğrenirler. Böylece kendi huzurlarını kısa vadeli yitirme pahasına başkalarının ihtiyaçlarına öncelik vermeye başlarlar.


Yapısal Örüntü


Anahtar öğe kendini geri planda tutmaktır. Akıl ve ruhlarının iki yönü vardır: İlki öznel hislerin ve düşlemlerin iç dünyası, diğeri ise öznel durumlara yol açan insanlar arası ilişkilerdir. Bunlardan baskın olanı iç dünyadır. Sadece sağlıklı Dokuz’lar, ideallerindeki dünya yerine gerçek yaşamla sürekli temas halindedirler. Çöküş başladıkça insanları ve ilişkileri yüceleştirirler. Averaj ve sağlıksız Dokuz’ların dış örüntüsü, kendi huzurlarını korumak ve dış dünyayı görmezlikten gelmek amacı ile kendilerini geri planda tutmak ve başkalarına uyum sağlamaktır. İç dünyaları düşlem ile doludur; gerçeğe karşı sıkı bir savunma içinde, ele geçirilemez bir kale ve yerinden oynamaz kaya gibidirler.


Bilişsel Hata


İlgilerini dağıtarak ve içgüdüsel enerjilerinden koparak iç huzuru aramak. Dokuz’lar kendilerini önemsemezler; yanlış bir inanışla, varlıklarının ve katkılarının da önemli olmadığını düşünürler.


Kaçınılmaz Sonuçlar


Eğer Dokuz’lar gerçeğe direnerek, öfkeyi bastırarak, başkalarına uyarak yapay bir iç huzur korumayı sürdürürlerse Temel Arzularından (iç denge ve iç huzur) uzaklaşacak, Temel Korkularına (sevdiklerini yitirmek ve ayrılmak) teslim olacaklardır. Edilgenlikleri, kaygısızlıkları, ihmalkârlıkları, inatçılıkları ve gerçek dünya ile baş etme isteksizlikleri, sonunda kaçınılmaz olarak çatışma yaratacaktır.


Başkalarının Dokuz’lardan kendi iradeleri dışında bir şeyler yapmalarını beklemeleri onlarda bilinçdışı öfkeye, sonra da insanlardan daha da uzaklaşmalarına neden olmaktadır. Dünya ile kendini barış içinde hisseden bir tarzın bu denli çatışma ve bozulma/ gerilme kaynağı olması tuhaf bir çelişkidir. Sorumluluk almayarak sorunların çığ gibi büyümesine neden olurlar, sonra bu sorunlardan kaçarlar. Daha da ötesi, iç huzuru korumak için uyguladıkları yöntem onları başkalarından uzaklaştırır. İnsanlar Dokuz’a ulaşamazlar ve Dokuz kendini hoş hayallerin uyuşturucu dünyasına bırakarak her şeye yabancılaşır.


Dokuz’lar gerçeğin dinamik ve değişen doğasını kucaklayarak asıl bütünlüğe ve iç huzura ulaşabileceklerini hatırlamalıdırlar. Yaşamda hiçbir şey aynı kalmaz; bu güçlü değişikliklerden etkilenmemeye çalışmak yaşarken ölüm demektir. Dokuz, havuzun kenarında duran ve ayağının ucunu suya sokarak havuza atlayıp atlamamayı düşünen bir insan gibidir. Havuzun yaşam olduğunu kabul edersek Dokuz’ların bu dünyada var olma ve yer alma cesaretini bulmaya çalıştıklarını anlayabiliriz. Bu cesareti buldukları zaman aramakta oldukları dinginliği ve iç huzuru keşfetmiş olacaklardır.


Dokuz’un Bölünmez Bütününün akışı kısaca şöyle açıklanabilir:


Dokuz’lar itidal sahibi, özerk, kendine dönük olmayan, her şeye açık ve destekleyici bir kişilikten kendini geri planda tutarak başkalarına uyan, inatçı ve teslim olmuş edilgenlik gösteren bir kişiliğe, daha sonra da bastırılmış ihmalkârlığa, kopukluğa, kafa karışıklığına ve en sonunda kendini bırakmanın getirdiği bilinç parçalanmasına sürüklenirler. Dokuz’ların bedenleri bir rutini izlemektedir. Dokuz’lar tüm olasılıkları ve bakış açılarını görebilirler ama hiçbirinde kendi var oluşlarının ve arzularının ağırlığını hissetmezler. Her şey mümkündür ama hiçbir şey acil değildir. Dokuz’ların belirli bir seviyeye kadar geliştirdikleri çeşitli projeleri olabilir ama içgüdüsel enerjilerinden kopuk oldukları için bunların hiçbirini gerçekleştirecek iç gücü oluşturamamışlardır.


Hayal kurma kipindeki Dokuz’lar çeşitli düşünceler ve hisler, felsefi takılmalar, aktif planlar ve düşlemler ile dolu olabilirler. Aynı zamanda çok da yaratıcı olabilirler ama içgüdüsel enerjileri ile temasları olmadığı için çabalarını kendi başlarına ayakta tutmak veya sürdürmekte zorlanırlar. Hayal kurma kipinde kendilerini algılayamazlar. Bedenleri ile temas edebilseler deneyim ve başarılarını daha gerçekçi bir şekilde tanımlayabilecekler ve daha fazla tatmin olabilecekler. Diğer iki birincil tarz gibi Dokuz’lar da iki kipten birinde yaşarlar: Ya rahat ve bedenleri ile, yani yaşananlar ile temas halinde ama ilgisiz ya da yaratıcı ve sezgili ama eylemden uzak.


Üç’lerin değer ve kimliklerini, Altı’ların kılavuz ve desteği dışardan elde etmeye çalışmaları gibi Dokuz’lar da etkileşimleri ve insanlarla özdeşleşmeleri vasıtası ile yaşamla temas ve canlılık ararlar. Kendilerine bir yaşam biçmek yerine başka birinin yaşamının parçası olmak isterler. Buradan büyük bir çelişki ortaya çıkar: Dokuz’lar Var Oluşlarına ve canlılıklarına kavuşmak için başkaları ile kaynaşır ve birleşirler ama aynı zamanda benlik yapıları, özerkliği korumak için çabalar. Böylece averaj Dokuz’lar diğer kişi ile hayallerinde birleşirken gerçek ilişkiyi ihmal ederler. Bilinçdışı bir seviyede Dokuz’lar birleşmek istedikleri insanı sevmeyebilirler ama onun gücüne, canlılığına ve fiziksel enerjisine hayrandırlar ve bu enerji ile bağlantıyı koruyabilmek için ilişki zararlı veya zor olsa bile ondan kopamazlar. Diğer birincil tarzlar Üç ve Altı’da olduğu gibi Dokuz’lar da Merkezlerinin (bu durumda içgüdüsel enerji) enerjisi ortaya çıkarsa kendilerini tehdit edilmiş hissederler. Normal bilinç halinin bağlantılarını koparmış, belirsiz hayaller içeren durumu aniden ateşlenir ve huzur paramparça olur.


Averaj Dokuz’lar mümkün olan en kısa zamanda içgüdüsel ayaklanmalarını çeşitli yollarla yatıştırırlar ve tüm bağlantılardan kopmuş hallerinin güvenliğine ve tarafsızlığına geri dönerler. Bu olaylar devam ettikçe Dokuz’lar daha da uyuşmuş, hissiz, yorgun ve kayıtsız olurlar. Deneyimlerinin sezgisel etkisinden habersiz bir şekilde yaşamlarını sessiz izleyiciler gibi sürdürürler. Dokuz’ların yaşamdan istediklerini keşfetmeleri ve arzularını gerçekleştirmeleri için Devinen içgüdüsel Merkez ile Düşünme ve Hissetme Merkezleri arasındaki engeli yıkmaları gerekmektedir. Kendi güçlerini elde edebileceklerine inanmalıdırlar. Böylece Dokuz’lar zamanla güçlü içgüdüsel enerjilerinin, özellikle öfkelerinin, bilincin yüzeyine çıkmasına ve burada bu enerjilerin, farkındalık yolu ile Temel güce ve dengeye dönüştürülmesine izin verirler.


Bağımlı Kişilik Bozukluğu


“Bağımlı Kişilik Bozukluğu”, genç erişkinlik döneminde başlayan, değişik koşullar altında ortaya çıkan, boyun eğen ve yapışkan davranışlara, ayrı kalma korkusuna neden olan yaygın ve aşırı bir bakılma ihtiyacıdır. Bu bağımlı ve boyun eğen davranışlar, kişinin başkalarının yardımı olmadan yeterli derecede işlevsel olamayacağı düşüncesinden kaynaklanmaktadır. [Bunun çoğu tarz Altı için de doğrudur; her iki tarz da, değişik şekilde ve değişik nedenlerden dolayı bağımlı ve boyun eğen kişi olabilirler.]


Bağımlı Kişilik Bozukluğu olan insanlar, başkalarının yardımı ve onayı olmadan günlük kararlar almakta çok zorlanırlar (örneğin, hangi renkte gömlek giyilecek, şemsiye alınacak mı?). Edilgen olma eğilimleri vardır ve genelde başkalarının (çoğu zaman tek bir kişinin) birçok konuda inisiyatifi ve sorumluluğu üstlenmesine izin verirler. Bağımlı Kişilik Bozukluğu olan erişkin insanlar, nerede yaşayacakları, ne gibi bir işte çalışacakları, hangi komşularla arkadaşlık edecekleri, vb. konularında ebeveyne veya eşe bel bağlarlar. [Altı’lar, tam tersi, bağımlı oldukları insanlara tepki gösterirler ve Dokuz’lar kadar ‘edilgen’ veya tümüyle bağımlı değillerdir. Altı’ların bağımlılığının nedeni endişeye karşı güvence ihtiyaçlarıdır; Dokuz’ların edilgen bağımlılığı ve karar verme ilgisizliği ise değişiklik ve rahatsızlık istememelerinden kaynaklanır.]


Bağımlı Kişilik Bozukluğu olan insanlar, destek veya onaysız kalacakları korkusu içinde başkaları ile, özellikle bağımlı oldukları kişilerle, farklı görüşte olduklarını ifade etmekte zorlanırlar. Kendi başlarına işlevsel olamadıkları için yardımına ihtiyaç duydukları kişilerin desteğini yitirmektense yanlış olduğunu düşündükleri şeylere bile evet derler. Bu kişilerin kendilerinden uzaklaşacakları korkusu içinde onlara yeterince de kızamazlar. Bağımlı Kişilik Bozukluğu olan insanlar, iş başlatmakta veya bağımsız olarak iş yapmakta zorlanırlar. Öz güvenleri eksiktir, işe başlamak ve sürdürmek için yardıma ihtiyaçları vardır. Çevrelerinde işleri kendilerinden daha iyi yapacak kişilerin olduğu düşüncesi ile ise başlamayıp beklemeyi yeğlerler. Terk edilme korkusu içinde fazla yeterli ve becerikli gözükmek istemezler. Mantıksız olsa bile başkalarının isteklerine boyun eğerler. Önemli bir ilişkiyi ayakta tutmak ihtiyacı, dengesiz veya çarpık ilişkilere neden olur. Olağanüstü özveride bulunabilir veya sözel, fiziksel, cinsel tacizlere boyun eğebilirler. İlgilenmedikleri veya katılmadıkları olaylara bile sırf yalnız kalmamak için ‘takılırlar’.


Şizoid Kişilik Bozukluğu


“Şizoid Kişilik Bozukluğu”, sosyal ilişkilerden uzaklaşma ve kişilerarası ortamlarda duygu ifadelerinin kısıtlanması ile açıklanan yaygın bir örüntüdür.


Şizoid Kişilik Bozukluğu olan insanlar, yakın ilişkilere girmek, başkaları ile samimi olmak istemezler. Bir ailenin veya bir grubun parçası olmaktan pek hoşlanmazlar. Başkaları ile birlikte olmaktansa kendi başlarına olmayı yeğlerler. Sosyal anlamda yalnızdırlar, çoğu zaman tek başına olacakları ve başkaları ile etkileşime girmeyecekleri etkinlikleri, uğraşları seçerler. [Beş’ler de Dokuz’lar gibi şizoid eğilimler gösterebilirler. Sağlıksız Dokuz’lar her zaman şizoid olarak algılanmazlar çünkü bağlanabilecekleri bir ilişki ararlar ve bu güvenceyi bulduktan sonra ilişkiyi hayallerinde taşırlar. Hislerinden özellikle öfkelerinden ve ilişkinin getireceği sorumluluklardan rahatsız olmamak için gerçek insandan koparlar.] Mekanik veya soyut görevleri, bilgisayarları, matematik oyunlarını yeğlerler. Başkaları ile cinsel ilişkiye girmek de onları pek ilgilendirmez.


Şizoid Kişilik Bozukluğu olan insanlar, başkalarının onay veya eleştirilerine, kendileri hakkındaki düşüncelerine karşı kayıtsızdırlar... Duygusal tepkiden yoksun “düz” bir görüntü sergilerler; nadiren gülümseme, baş işareti gibi yüz ifadeleri veya jest kullanırlar. Öfke veya sevinç gibi güçlü duyguları pek yaşamadıklarını söylerler. Kısıtlı bir duygulanım içinde soğuk ve uzakta izlenimi verirler. [Averaj ve sağlıksız Dokuz’lar giderek duygusal boşluğa düşerler ve gerçeklikten koparlar.] Buna rağmen çok nadir anlarda kısa süre ile kendilerini anlatabildiklerinde özellikle sosyal etkileşimlere yönelik acı veren hislerini tanımlayabilirler. İlişkili nitelikler. Şizoid Kişilik Bozukluğu olan insanlar, doğrudan kışkırtıldıkları zaman bile öfkelerini belirtmekte zorlanırlar; bu da duygudan yoksun oldukları izlenimini güçlendirir. Yaşamları bazen yönsüz ve amaçsız gözükür. Olumsuz durumlar karşısında çoğu zaman edilgendirler ve önemli yaşam sorunlarına uygun tepki vermekte zorlanırlar.

======= >>>>>>> temp-branch PsyKey | MBTI & Enneagram

PSYKEY

ENNEAGRAM 9

Destekleyici, uyumlu, kopuk ve inatçı


Medyada Enneagram 9

Aşağıda bazı enneagram 9 karakterleri görebilirsiniz.


Beden Üçlüsünde yer alır.


İçgüdüsel enerjileri ile, diğer bir deyişle hayatiyet ve yaşam güçleri ile temas başlıca konularıdır. İçgüdüsel enerjilerinden tutku, öfke ve yaşam hazzından kopukturlar. İç huzur ve yaşam kolaylığı uğruna bu enerjiyi aşmak veya yumuşatmak isterler. Kendi içgüdü enerjilerinden bu denli uzak olmaları Dokuz’ları başkaları ile özdeşleşmeye, başka bir insana bağlanıp onun vasıtası ile yaşamaya yöneltir. Dokuz’lar bağımsızlıklarını korumaya çalışırlar, ama Sekiz’ler gibi bunu öne sürmezler. Dışarısı ile ilgilerini keserek özerkliklerini vurgularlar. Miskinlik, tembellik veya enerji yoksunluğu şeklinde kendini gösterebilir ama aslında, Dokuz’ların kendi gelişmelerine az ilgi göstermeleri demektir. Gerçeklik tarafından etkilenmemeye çalışmak büyük enerji gerektirir; bu da nefis farkındalığı için enerjinin kalmaması demektir.


Sonuç olarak Miskinlik yaşamı uyku ile geçirme, bağımsız bir insan olarak ayağa kalkıp genel düzende yer almama arzusudur. Bu tutku içimizde, kendimizi güvende, huzurlu, rahat hissedeceğimiz ve bu halin bozulamayacağı bir yer aramamıza neden olur. İç sakinliğimizi alt üst edecek her şeyden kaçarız. Bazı Dokuz’lar “akışa kendini bırakmak” ifadesinden çok hoşlanırlar ama aslında her şeyin kendi çevrelerinde akmasını ve onları rahat bırakmasını ümit ederler. Bu arada, çoğu Dokuz tinsel çalışmalar ile ilgilenir çünkü benlik bilincinin ötesinde yatan ve Birlik ile gelen tam mutluluk hissini bir şekilde hatırlamaktadırlar. Sorun, Dokuz’ların bu Birliği hayal etmeleri ve böyle bir inanışı anlatan bir felsefe ile ilgilenmeleridir. Ama tüm bunlar, Birliği dünyada yaşayabilmek için gerekli iç çalışmadan çok değişiktir. Miskinlik ile beyaz ışığı düşleriz, derin felsefeler ve yoga ile iç içe oluruz, tinsel egzersizlerden geçeriz ama benliğimizin özündeki eksikliği gerçek doğamızın içinden fışkıracağı boşluğu kesinlikle göremeyiz.


Hareket Erdemine kavuşmuş Dokuz’lar, kendileri ve başkaları için iyileştirici ve uyumlu bir çevre yaratmakta güçlü ve etkin bir rol oynarlar. Kısacası bu erdem, her anı tam ve dinamik olarak yaşamamızı sağlar. Başkalarının veya çevrenin farkında olmamıza rağmen yaşadığımız anın farkında olmayabiliriz. Yaşıyoruzdur ama içerik zayıftır. Doğal olarak, takılma arttıkça var olan anlamlı farkındalık da kaybolur.


Kutsal Sevginin kaybından dolayı nefis de kendini kayıp ve amaçsız hisseder ama Kayıtsızlık ile hayal dünyasının güvenliğine çekilerek bu yarayı kapama yolunu bulmaya çalışırız. Rahatlatıcı felsefeler ile meşgul olma veya başkalarına yoğunlaşıp onları yüceltme de aynı şekilde yarayı iyileştirme çabalarıdır.


Kayıtsız Dokuz’lar, ruhlarının gerçek dokusu olan Temel sevgiyi yitirmenin acısını duymamak için özleri ile olan ilgilerini tamamen keserler.Kafalarında, ancak anı yaşayınca ortaya çıkan gerçek bütünlük ve iyilikseverliğin taklitlerini oluştururlar. Sonra bu iç huzur hissi, gerçeğin asıl dinamik sürecine karşı savunulur. Böylelikle kayıtsızlık Miskinliği körükler. Yüzeyde Dokuz’lar oldukça rahat, hoş ve uyumlu görünürler. Arkadaştırlar ve başkalarının isteklerine uygun davranmaktan çekinmezler. Çok daha derinlerde ise Dokuz’lar değiştirilmek veya kendilerini rahat hissettikleri durumdan ayrılmak istemezler.



Sağlıklı ve Sağlıksız Haller


Sağlıklı Dokuz’lar dinleyici, kabul edici, açık, duygusal olarak dengeli, rahat ve sakin insanlardır. Kendilerine ve başkalarına güvenirler, yumuşak başlı ve uysaldırlar. Sabırlı, nazik ve aynı zamanda gösterişten uzak, doğal davranan kişilerdir. Sade ve masum halleri vardır; iyi kalpli ve samimidirler. Tutumları olumlu ve destekleyicidir. İnsanları rahat hissettirirler; sakinleştirici ve tedavi edici etkileri vardır. İnsanları bir araya getirirler, grup içinde uyum sağlarlar. Sağlıklı Dokuz’lar gerektiği yerde güçlü ve dinamik olmasını bilirler.


Sarsılmazlıkları, sağduyuları ve sessiz güçleri çevreye güven verir. Başkalarının bakış açılarını kolaylıkla anlarlar; iyi arabulucu, müzakereci ve etkili danışmandırlar. Esenlik anlayışları başkalarını sakinleştirir ve onlara güç verir. Sağlıklı Dokuz’lar kendilerini olduğu gibi kabul etmekten doğan bir vakurluk, dinginlik ve barış içindedirler. En iyi durumda. İtidal sahibi, ağırbaşlı, dingin, gerçek doyum içinde, kendi bütünlüğünü kavramış, aynı zamanda başkaları ile derin ilişkilere girebilen insanlardır. Ayakları yere basan, canlı ve uyanık, tetikte kişilerdir. Yaşamla bir olmuş, yaşama bağlı, coşkulu, dinamik, canlı tavırları ile yılmaz bir ruh, müthiş bir doğa gücü sergilerler.


Averaj Dokuz’lar çatışmadan korkmaya başlarlar; bu yüzden geri plana çekilirler, başkalarına ve duruma uyarlar, istemedikleri şeylere evet derler. Dıştan hoş ve uzlaştırıcı gözükmelerine rağmen içten direnç duyarlar. Başkalarını caydırmak veya yoldan çıkarmak için değişik inançlar ve söylemler ortaya atarlar veya değişime karşı savunma yapabilmek için “sıkı” felsefeler geliştirirler. Canlanmak istemezler, geleneksel rolleri ve beklentileri sorgulamadan safça kabul ederler; başkalarını idealleştirir, başkaları vasıtası ile hayatlarını yaşarlar. İlişkileri sürdürmek isterken aynı zamanda etkilenmeye direnirler. Değişim ve baskıdan kaçarlar, altüst olmak istemezler. Kaygısız, edilgen, ağır ve tepkisiz insan olurlar. Çatışmadan kaçarlar, sorunları halı altına süpürürler. İhtiyaçlarının az olduğunu iddia ederler. Arzuları bastırırlar. Fiziksel olarak aktif olabilirler ama içten tembel ve üşengeçtirler, kendilerini öne sürmek istemezler. Olaylara kayıtsızdırlar, işleri ertelerler, sorunların kendi başlarına kaybolmasını beklerler.


Günleri alışılmış ve boş işlerle geçirirler veya yaptıklarına hiçbir his beslemezler. Hissizliği rahatlıkla karıştırırlar; televizyon, yüzeysel romanlar, içki vb. ile uyuşuk bir yaşam başlatırlar. Gerçeği “kapatırlar,” görmek istemediklerine arkalarını dönerler. Hayal kurma, düşüncelere dalma, rahatlatıcı düşlemlere kapılma ve rahatlık yaygınlaşır; bu durumlarını yüceltir ve üstün tinsel erdemlere sahip olduklarını düşünürler. Gitgide kopuk, ilgisiz, düşüncesiz olurlar; düşünceler dağılır ve puslanır, her şeyin aslında çok daha uyumlu ve hoş olması gerektiği konularını dillerine dolarlar. İletişimsizlik ve inatçılık artar; etkilenmeye karşı direnç vardır ama hâlâ hoş insanlar olabilirler. Sorunlar kaybolmazsa işin ciddiyetini küçümseyerek başkalarını yatıştırmaya ve her ne pahasına olursa olsun huzur elde etmeye çalışırlar. Kaderci, duyumsamaz, hissiz (stoacı) ve hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanmış, vazgeçmiş bir insan olarak yaşamı sürdürürler. Yüzeyin altında büyük bir öfke yatmaktadır ve bazen büyük patlamalar olur. Yargıları çarpılmıştır. Hiçbir çaba göstermeden sorunlarının kendiliğinden çözülmesini ümitle beklemeye koyulurlar.


Sağlıksız Dokuz’lar ifade edilemeyen müthiş bir öfkeye sahiptirler ve bunu bilincin dışına atma çabalarından dolayı yorgundurlar. Derin ruhsal çöküntü içindedirler. Enerjilerini bastırmaları kişisel gelişmelerini önler: Gitgide daha etkisiz ve çaresiz olurlar; başkalarının araya girip onları kurtarmaları gerekir. Gizli öfke ve ıstıraplarının ortaya çıkacağından korkarlar; laf dinlemezler, inatla sorun olmadığını, her şeyin normal gittiğini iddia ederler. Onlara yol gösteren, gerçek sorunları ile yüzleşmesi için yardım etmeye çalışan herkese kızarlar. Ciddi bir şekilde kayıtsız ve sorumsuz, onlara ihtiyacı olan kişilere karşı tehlikeli olabilirler. Sorunlar sürerse kendilerini etkileyebilecek her şeyi reddetmeye ve çevreden kopmaya başlarlar; bunun sonucunda işlevselliklerini yitirirler. Zihinleri karışır, hareket edemez olurlar, zihnen ölü gibi (katatonik) yaşarlar. Duygusal çökme ve kişilik parçalanması olasıdır. Duygusal çökme ve kişilik parçalanması olasıdır.


Aile ve Bireysel İlişkilerinde E9


Anne ve babaya veya anne baba rolündeki başka kişilere yakın bağlantı. Dokuz’lar açık ve kabul edici bir akıl ve ruha sahiptirler. Dolayısıyla küçük yaşlardan itibaren aile çevresinin duygusal tarzını, anne babalarının bilinçli, bilinçsiz tüm beklentilerini tanır ve yüklenirler. Çocukluk Örüntüsünde anne veya baba ile yakın ilişkileri olan Üç ve Altı tarzları, anne babadan birinin beklentisine yoğunlaşır ve tepki gösterir (Üç’ler anneye karşı, Altı’lar babaya karşı). Dokuz’lar ise anne babanın ikisine birden olan bağlantıları yüzünden bunalmış durumdadırlar. Akıl ve ruhları, ailenin açık beklentileri ile dolar ve Dokuz, özgürlük ve huzur bulacağı hayal dünyasına çekilir.


Bazı Dokuz’lar fiziksel olarak geri çekilirler: Doğaya sığınırlar veya başka çocuklarla vakit geçirmeye başlarlar. Bazıları ise bedenen var olmalarına rağmen duygusal olarak çekilmişlerdir. Her iki durumda da ev ortamının, sürekli ilgi isteyen enerji ile çeşitli sorun ve çatışmalarla dolu olduğunu görürler. Geri planda olmayı yeğlerler; fazla bir şey istememeye, kendilerini öne çıkarmamaya çalışırlar. Kendi varlıklarının durumu daha da karıştırmasını önlemek için adeta görünmez olmaya çabalarlar.


Üçlü Konuları

İçgüdüsel Üçlünün ana tarzı olan Dokuz’lar içgüdüsel dürtülerinden en kopuk tarzı simgelerler. Bu dürtülerin yerini derin düşünceler, özel kişilere ve rahatlatıcı durumlara duygusal bağlantılar alır. Dokuz’lar içgüdüsel enerjilerini çevreye ve kendilerini içten rahatsız eden şeylere sınır koymak için kullanırlar. Kısacası, Dokuz’lar kimsenin onlara karışmasını, onları değiştirmesini istemezler. İçlerinde hissettikleri güçlü duyguların ve tutkuların onları etkilemesine karşı müthiş bir direnç içindedirler. İçgüdüsel enerjinin gönderdiği uyarımlardan yoksun oldukları için başkaları üzerinden yaşamaya başlarlar ve daha “güçlü” olarak algıladıkları veya daha tutkulu bir kişi ile özdeşleşirler. Saldırganlık ve bastırma ile sorunları vardır: Nefis algılaması, canlılık ve bağımsızlık belirtileri, girişkenlik dürtüleri bastırılmıştır.


Çökme Yönü


Averaj Dokuz’lar uyumlu, hoş ve rahat insanlardır. Bakış açıları olumludur ve hayatın iniş çıkışlarından etkilenmezler. Ama onlar da diğer insanlar gibi rahatsız edici olaylar ve sorunlarla karşılaşabilirler. Güçlü savunmaları sayesinde kriz anında sakin ve dengeli kalabilirler ama sorunlar yoğunlaşınca aşırı gerilime girerler ve averaj Altı’lar gibi davranmaya başlarlar. Çok daha endişeli ve tepkisel olurlar. Önceden sorunları görmezden gelmiş olmalarına rağmen şimdi sinirli ve kötümserdirler. Sorunu insanlarla yaşıyorlarsa Altı’lar gibi aniden tepkisel ve cüretkâr olurlar; bastırılmış bozulma ve engellenme hislerini açığa çıkararak insanları şiddetle azarlarlar. Dokuz’lar bu şekilde rahatladıklarını düşünürlerse de gerçek çatışmalar ve sorunlar çözülmemiştir.


Sağlıksız Dokuz’lar içlerinde duydukları acı ve endişeyi yaşamamakta ısrar ederler. Reddederek ve kendilerini soyutlayarak güçlü bir savunma sistemi oluştururlar ama bu tutum, onların hiçbir şey yapamayacak kadar yaşamın gerçeklerinden kopmalarına neden olur. Sağlıksız Altı seviyesine gittikleri zaman müthiş bir endişe ve kuşkuya (paranoya) kapılırlar. İsterik bir şekilde davranırlar, korku içine girerler ve mantıksızlaşırlar. Başkalarına hem kızarlar hem de aşırı bağlanıp sorunlarını çözmeleri için medet umarlar. Çökmüş Dokuz’lar kendi düşüşlerine neden olurlar ve başkalarının ilgi gösterip onları kurtarmaya gelmelerini beklerler.


Gelişme Yönü


Sağlıklı Dokuz’lar Üç’e gittikleri zaman kendilerini geliştirmeyi ve gizliliklerini (potansiyellerini) ortaya çıkarmayı amaçlarlar. Yaşamlarını kontrol altına alırlar, kendilerine ve katkılarına değer verirler. Zaman ve enerjilerini, yeteneklerini bileyecek ve insan olarak ilerlemelerini sağlayacak etkinliklere harcarlar. Gittikçe daha güvenli girişken, kendilerinden emin ve bağımsız kişi olurlar; öz saygıları artar. Daha bilinçli ve pratik bir insan olarak hayal dünyasından çıkıp gerçek dünyada yaşamaya başlarlar. Onları gerçekten seven insanlarla bağlantılarını koparmadan kendilerini tam anlamıyla ifade edebilmenin zevkini yaşarlar.


Güven Noktası


Dokuz’lar güvendikleri insanlarla ve yakınları ile tarz Üç’ün averaj davranışlarını üstlenirler. Dokuz’lar başkaları tarafından kabul edilmek ve insan ilişkilerini sürdürmek isterler. Bu doğrultuda averaj Üç’ler gibi kendilerini başkalarının beklentilerine uyarlamaya başlarlar. İmaj ve görünüme aşırı önem verirler veya insanları cezbedecek tavırlar takınırlar. Hedefe yönelik işkolik eğilimler içine girerler. Narsist bir tutum içinde ilgi merkezi olmak için çabalarlar.


Temel Korku


Bir şeyleri yitirmek ve ayrılık yaşamak, kişiliğin parçalanması.


Temel Arzu


İç huzur ve bütünlük. İkincil Güdüler. Dokuz’lar iç dengeye sahip olmak, kendi dünyalarında barış ve uyum yaratmak, çatışma çözmek ve insanları bir araya getirmek, çatışma önlemek, her şeyi olduğu gibi muhafaza etmek, olayların onları rahatsız etmesine izin vermemek, sorun ve çatışmaları en alt düzeye indirmek, dünyalarında her şeyin düzgün olduğu kuruntusunu savunmak isterler.


Arayış


Uyum ve denge. Dokuz’lar bir ve bütün olmayı arzularlar, arkadaşlık ve paylaşma ararlar. İçgüdüsel Üçlünün diğer iki tarzı Sekiz ve Bir gibi, olması gereken ideal bir düzen ön görürler. İç dünyalarında yarattıkları rahatlık, ferahlık ve sadeliği dış olaylara taşımaya çalışırlar. Aslında Dokuz’lar, çevreyi olumlu etkileyecek gerçek bir iç huzur peşindedirler.


Sağlıklı Nefis Algılaması


“Ben huzurlu rahat bir insanım.”


Gizli Yakınma


“Herkesin beni değiştirmek için baskı yapmasına rağmen ben olayların akışından memnunum.”


Anahtar Savunma İşleyişi


Bastırma, ayrıştırma, ayırma, inkâr.


Özel Tahrik


Çatışmaları ve ön plana çıkmayı önlemek. Averaj Dokuz’lara göre doğrudan davranmak, isteklerini belirtmek veya güçlü bir tavır almak saldırganlık demektir. Girişken olup kendilerini öne attıkları zaman ilişkilerini bozduklarına, hatta var olan uyumu yok ettiklerine inanırlar. Uzlaştırıcı oldukları ve başkalarına uydukları zaman ancak ilişkilerini ve iç huzuru sürdürebildiklerine inanırlar. Dokuz’lar evet derken aslında hayır demek istemektedirler; bu tutum, kısa vadede çatışmayı önler ama istemedikleri bir yola itildikleri zaman kızgınlık getirir. Bastırılmış öfke ise Dokuz’lar için sorun yaratan direncin, bunalımın (depresyon) ve ayrışmanın başlangıcıdır.


Kurtarıcı Erdem


Artan dirence, kaygısızlığa ve kaderciliğe rağmen averaj Dokuz’lar insan ilişkilerine verdikleri önem sayesinde bu direnci yenebilirler, inkâr ve ihmal çıkmazına düşmek yerine insanlara kabul edici davranmayı öğrenirler. Böylece kendi huzurlarını kısa vadeli yitirme pahasına başkalarının ihtiyaçlarına öncelik vermeye başlarlar.


Yapısal Örüntü


Anahtar öğe kendini geri planda tutmaktır. Akıl ve ruhlarının iki yönü vardır: İlki öznel hislerin ve düşlemlerin iç dünyası, diğeri ise öznel durumlara yol açan insanlar arası ilişkilerdir. Bunlardan baskın olanı iç dünyadır. Sadece sağlıklı Dokuz’lar, ideallerindeki dünya yerine gerçek yaşamla sürekli temas halindedirler. Çöküş başladıkça insanları ve ilişkileri yüceleştirirler. Averaj ve sağlıksız Dokuz’ların dış örüntüsü, kendi huzurlarını korumak ve dış dünyayı görmezlikten gelmek amacı ile kendilerini geri planda tutmak ve başkalarına uyum sağlamaktır. İç dünyaları düşlem ile doludur; gerçeğe karşı sıkı bir savunma içinde, ele geçirilemez bir kale ve yerinden oynamaz kaya gibidirler.


Bilişsel Hata


İlgilerini dağıtarak ve içgüdüsel enerjilerinden koparak iç huzuru aramak. Dokuz’lar kendilerini önemsemezler; yanlış bir inanışla, varlıklarının ve katkılarının da önemli olmadığını düşünürler.


Kaçınılmaz Sonuçlar


Eğer Dokuz’lar gerçeğe direnerek, öfkeyi bastırarak, başkalarına uyarak yapay bir iç huzur korumayı sürdürürlerse Temel Arzularından (iç denge ve iç huzur) uzaklaşacak, Temel Korkularına (sevdiklerini yitirmek ve ayrılmak) teslim olacaklardır. Edilgenlikleri, kaygısızlıkları, ihmalkârlıkları, inatçılıkları ve gerçek dünya ile baş etme isteksizlikleri, sonunda kaçınılmaz olarak çatışma yaratacaktır.


Başkalarının Dokuz’lardan kendi iradeleri dışında bir şeyler yapmalarını beklemeleri onlarda bilinçdışı öfkeye, sonra da insanlardan daha da uzaklaşmalarına neden olmaktadır. Dünya ile kendini barış içinde hisseden bir tarzın bu denli çatışma ve bozulma/ gerilme kaynağı olması tuhaf bir çelişkidir. Sorumluluk almayarak sorunların çığ gibi büyümesine neden olurlar, sonra bu sorunlardan kaçarlar. Daha da ötesi, iç huzuru korumak için uyguladıkları yöntem onları başkalarından uzaklaştırır. İnsanlar Dokuz’a ulaşamazlar ve Dokuz kendini hoş hayallerin uyuşturucu dünyasına bırakarak her şeye yabancılaşır.


Dokuz’lar gerçeğin dinamik ve değişen doğasını kucaklayarak asıl bütünlüğe ve iç huzura ulaşabileceklerini hatırlamalıdırlar. Yaşamda hiçbir şey aynı kalmaz; bu güçlü değişikliklerden etkilenmemeye çalışmak yaşarken ölüm demektir. Dokuz, havuzun kenarında duran ve ayağının ucunu suya sokarak havuza atlayıp atlamamayı düşünen bir insan gibidir. Havuzun yaşam olduğunu kabul edersek Dokuz’ların bu dünyada var olma ve yer alma cesaretini bulmaya çalıştıklarını anlayabiliriz. Bu cesareti buldukları zaman aramakta oldukları dinginliği ve iç huzuru keşfetmiş olacaklardır.


Dokuz’un Bölünmez Bütününün akışı kısaca şöyle açıklanabilir:


Dokuz’lar itidal sahibi, özerk, kendine dönük olmayan, her şeye açık ve destekleyici bir kişilikten kendini geri planda tutarak başkalarına uyan, inatçı ve teslim olmuş edilgenlik gösteren bir kişiliğe, daha sonra da bastırılmış ihmalkârlığa, kopukluğa, kafa karışıklığına ve en sonunda kendini bırakmanın getirdiği bilinç parçalanmasına sürüklenirler. Dokuz’ların bedenleri bir rutini izlemektedir. Dokuz’lar tüm olasılıkları ve bakış açılarını görebilirler ama hiçbirinde kendi var oluşlarının ve arzularının ağırlığını hissetmezler. Her şey mümkündür ama hiçbir şey acil değildir. Dokuz’ların belirli bir seviyeye kadar geliştirdikleri çeşitli projeleri olabilir ama içgüdüsel enerjilerinden kopuk oldukları için bunların hiçbirini gerçekleştirecek iç gücü oluşturamamışlardır.


Hayal kurma kipindeki Dokuz’lar çeşitli düşünceler ve hisler, felsefi takılmalar, aktif planlar ve düşlemler ile dolu olabilirler. Aynı zamanda çok da yaratıcı olabilirler ama içgüdüsel enerjileri ile temasları olmadığı için çabalarını kendi başlarına ayakta tutmak veya sürdürmekte zorlanırlar. Hayal kurma kipinde kendilerini algılayamazlar. Bedenleri ile temas edebilseler deneyim ve başarılarını daha gerçekçi bir şekilde tanımlayabilecekler ve daha fazla tatmin olabilecekler. Diğer iki birincil tarz gibi Dokuz’lar da iki kipten birinde yaşarlar: Ya rahat ve bedenleri ile, yani yaşananlar ile temas halinde ama ilgisiz ya da yaratıcı ve sezgili ama eylemden uzak.


Üç’lerin değer ve kimliklerini, Altı’ların kılavuz ve desteği dışardan elde etmeye çalışmaları gibi Dokuz’lar da etkileşimleri ve insanlarla özdeşleşmeleri vasıtası ile yaşamla temas ve canlılık ararlar. Kendilerine bir yaşam biçmek yerine başka birinin yaşamının parçası olmak isterler. Buradan büyük bir çelişki ortaya çıkar: Dokuz’lar Var Oluşlarına ve canlılıklarına kavuşmak için başkaları ile kaynaşır ve birleşirler ama aynı zamanda benlik yapıları, özerkliği korumak için çabalar. Böylece averaj Dokuz’lar diğer kişi ile hayallerinde birleşirken gerçek ilişkiyi ihmal ederler. Bilinçdışı bir seviyede Dokuz’lar birleşmek istedikleri insanı sevmeyebilirler ama onun gücüne, canlılığına ve fiziksel enerjisine hayrandırlar ve bu enerji ile bağlantıyı koruyabilmek için ilişki zararlı veya zor olsa bile ondan kopamazlar. Diğer birincil tarzlar Üç ve Altı’da olduğu gibi Dokuz’lar da Merkezlerinin (bu durumda içgüdüsel enerji) enerjisi ortaya çıkarsa kendilerini tehdit edilmiş hissederler. Normal bilinç halinin bağlantılarını koparmış, belirsiz hayaller içeren durumu aniden ateşlenir ve huzur paramparça olur.


Averaj Dokuz’lar mümkün olan en kısa zamanda içgüdüsel ayaklanmalarını çeşitli yollarla yatıştırırlar ve tüm bağlantılardan kopmuş hallerinin güvenliğine ve tarafsızlığına geri dönerler. Bu olaylar devam ettikçe Dokuz’lar daha da uyuşmuş, hissiz, yorgun ve kayıtsız olurlar. Deneyimlerinin sezgisel etkisinden habersiz bir şekilde yaşamlarını sessiz izleyiciler gibi sürdürürler. Dokuz’ların yaşamdan istediklerini keşfetmeleri ve arzularını gerçekleştirmeleri için Devinen içgüdüsel Merkez ile Düşünme ve Hissetme Merkezleri arasındaki engeli yıkmaları gerekmektedir. Kendi güçlerini elde edebileceklerine inanmalıdırlar. Böylece Dokuz’lar zamanla güçlü içgüdüsel enerjilerinin, özellikle öfkelerinin, bilincin yüzeyine çıkmasına ve burada bu enerjilerin, farkındalık yolu ile Temel güce ve dengeye dönüştürülmesine izin verirler.


Bağımlı Kişilik Bozukluğu


“Bağımlı Kişilik Bozukluğu”, genç erişkinlik döneminde başlayan, değişik koşullar altında ortaya çıkan, boyun eğen ve yapışkan davranışlara, ayrı kalma korkusuna neden olan yaygın ve aşırı bir bakılma ihtiyacıdır. Bu bağımlı ve boyun eğen davranışlar, kişinin başkalarının yardımı olmadan yeterli derecede işlevsel olamayacağı düşüncesinden kaynaklanmaktadır. [Bunun çoğu tarz Altı için de doğrudur; her iki tarz da, değişik şekilde ve değişik nedenlerden dolayı bağımlı ve boyun eğen kişi olabilirler.]


Bağımlı Kişilik Bozukluğu olan insanlar, başkalarının yardımı ve onayı olmadan günlük kararlar almakta çok zorlanırlar (örneğin, hangi renkte gömlek giyilecek, şemsiye alınacak mı?). Edilgen olma eğilimleri vardır ve genelde başkalarının (çoğu zaman tek bir kişinin) birçok konuda inisiyatifi ve sorumluluğu üstlenmesine izin verirler. Bağımlı Kişilik Bozukluğu olan erişkin insanlar, nerede yaşayacakları, ne gibi bir işte çalışacakları, hangi komşularla arkadaşlık edecekleri, vb. konularında ebeveyne veya eşe bel bağlarlar. [Altı’lar, tam tersi, bağımlı oldukları insanlara tepki gösterirler ve Dokuz’lar kadar ‘edilgen’ veya tümüyle bağımlı değillerdir. Altı’ların bağımlılığının nedeni endişeye karşı güvence ihtiyaçlarıdır; Dokuz’ların edilgen bağımlılığı ve karar verme ilgisizliği ise değişiklik ve rahatsızlık istememelerinden kaynaklanır.]


Bağımlı Kişilik Bozukluğu olan insanlar, destek veya onaysız kalacakları korkusu içinde başkaları ile, özellikle bağımlı oldukları kişilerle, farklı görüşte olduklarını ifade etmekte zorlanırlar. Kendi başlarına işlevsel olamadıkları için yardımına ihtiyaç duydukları kişilerin desteğini yitirmektense yanlış olduğunu düşündükleri şeylere bile evet derler. Bu kişilerin kendilerinden uzaklaşacakları korkusu içinde onlara yeterince de kızamazlar. Bağımlı Kişilik Bozukluğu olan insanlar, iş başlatmakta veya bağımsız olarak iş yapmakta zorlanırlar. Öz güvenleri eksiktir, işe başlamak ve sürdürmek için yardıma ihtiyaçları vardır. Çevrelerinde işleri kendilerinden daha iyi yapacak kişilerin olduğu düşüncesi ile ise başlamayıp beklemeyi yeğlerler. Terk edilme korkusu içinde fazla yeterli ve becerikli gözükmek istemezler. Mantıksız olsa bile başkalarının isteklerine boyun eğerler. Önemli bir ilişkiyi ayakta tutmak ihtiyacı, dengesiz veya çarpık ilişkilere neden olur. Olağanüstü özveride bulunabilir veya sözel, fiziksel, cinsel tacizlere boyun eğebilirler. İlgilenmedikleri veya katılmadıkları olaylara bile sırf yalnız kalmamak için ‘takılırlar’.


Şizoid Kişilik Bozukluğu


“Şizoid Kişilik Bozukluğu”, sosyal ilişkilerden uzaklaşma ve kişilerarası ortamlarda duygu ifadelerinin kısıtlanması ile açıklanan yaygın bir örüntüdür.


Şizoid Kişilik Bozukluğu olan insanlar, yakın ilişkilere girmek, başkaları ile samimi olmak istemezler. Bir ailenin veya bir grubun parçası olmaktan pek hoşlanmazlar. Başkaları ile birlikte olmaktansa kendi başlarına olmayı yeğlerler. Sosyal anlamda yalnızdırlar, çoğu zaman tek başına olacakları ve başkaları ile etkileşime girmeyecekleri etkinlikleri, uğraşları seçerler. [Beş’ler de Dokuz’lar gibi şizoid eğilimler gösterebilirler. Sağlıksız Dokuz’lar her zaman şizoid olarak algılanmazlar çünkü bağlanabilecekleri bir ilişki ararlar ve bu güvenceyi bulduktan sonra ilişkiyi hayallerinde taşırlar. Hislerinden özellikle öfkelerinden ve ilişkinin getireceği sorumluluklardan rahatsız olmamak için gerçek insandan koparlar.] Mekanik veya soyut görevleri, bilgisayarları, matematik oyunlarını yeğlerler. Başkaları ile cinsel ilişkiye girmek de onları pek ilgilendirmez.


Şizoid Kişilik Bozukluğu olan insanlar, başkalarının onay veya eleştirilerine, kendileri hakkındaki düşüncelerine karşı kayıtsızdırlar... Duygusal tepkiden yoksun “düz” bir görüntü sergilerler; nadiren gülümseme, baş işareti gibi yüz ifadeleri veya jest kullanırlar. Öfke veya sevinç gibi güçlü duyguları pek yaşamadıklarını söylerler. Kısıtlı bir duygulanım içinde soğuk ve uzakta izlenimi verirler. [Averaj ve sağlıksız Dokuz’lar giderek duygusal boşluğa düşerler ve gerçeklikten koparlar.] Buna rağmen çok nadir anlarda kısa süre ile kendilerini anlatabildiklerinde özellikle sosyal etkileşimlere yönelik acı veren hislerini tanımlayabilirler. İlişkili nitelikler. Şizoid Kişilik Bozukluğu olan insanlar, doğrudan kışkırtıldıkları zaman bile öfkelerini belirtmekte zorlanırlar; bu da duygudan yoksun oldukları izlenimini güçlendirir. Yaşamları bazen yönsüz ve amaçsız gözükür. Olumsuz durumlar karşısında çoğu zaman edilgendirler ve önemli yaşam sorunlarına uygun tepki vermekte zorlanırlar.

<<<<<<< HEAD ======= >>>>>>> f6e1af7 (İlk commit) >>>>>>> temp-branch