ENNEAGRAM 1
İlkeli, amaçlı ve kontrollü, kusursuzluk peşinde
Medyada Enneagram 1
Aşağıda bazı enneagram 1 karakterleri görebilirsiniz.
Beden Üçlüsünde yer alır.
Günahı öfke olan E1’ler öfkeyi ifade etmeyi tümüyle reddettiklerinden dolayı bunun için için yanan bir ateş olarak geri planda yattığının farkında değillerdir. Aslında averaj E1’lerin nefsini kontrol alışkanlıkları bile öfkeyi ilelebet bastıramaz. Öfke, çoğunlukla olumsuz sonuçlar verecek bir şekilde er geç ifade edilecektir. Yaşama karşı bu içerlemeci tutum aynı zamanda E1’lerin gerçekçiliğe direnciyle ilgilidir. Öfke tutkusu, kişinin kendisiyle ve gerçeklikle kronik hoşnutsuzluğun kaynağıdır, gerçekçiliğin olması gereken gibi olmadığı hissini uyandırır. E1’ler kendilerini öfkeli olarak algılamazlar, kontrollü olduklarına, işleri düzeltmeye çalıştıklarına inanırlar. E1’ler gerçekliğin bir İlâhi plana göre kusursuz bir şekilde belirdiğini bildikleri hissini taşırlar. Yaşamlarının ilk evrelerinde nedense bu histen kopmuşlardır ve şimdi kızgındırlar. Yaşama karşı derinden tepkileri şöyledir: “Neden her şey alt üst olmuş? Bu böyle değildi! Böyle olmak zorunda değil!” Bir’lerin benliği, aslında Özlerinin bir parçası olan bu kusursuzluk duygusunu yeniden yaratmaya çalışır. Sonuç olarak Bir’ler bazı yönlerinin ve dünyanın kusurlu olduğuna inanırlar ve tüm bunlara bir düzen getirmek için neler yapılması gerektiği hakkında kesin fikirleri vardır. İçerleme onları kusursuz olmaya iter ama aradıkları kusursuzluğu bulamadıkları zaman kendi görünen kusurlarına daha çok kızarlar ve böylece tutkularını beslerler. Bu açmazın çıkış yolu benliğin yargılama faaliyetinin nefsi, yargılayan ve yargılanan olarak ikiye ayırdığının ve böylece nefsin bütünlüğünü bozduğunun farkına varmaktır.
Gelişme ve Çöküş Yönleri
Sağlıklı Bir’ler güçlü kişisel inançları olan vicdan sahibi, dürüst bireylerdir.
Yoğun bir doğru-yanlış anlayışa ve kişisel ahlaki değerlere sahiptirler. Her yönden mantıklı, makul, öz disiplinli ve ılımlı olmayı arzu ederler. Yüksek düzeyde ahlâklıdırlar: Doğruluk ve adalet onlar için asal değerlerdir. Dürüstlük duyguları onları çarpıcı bir ahlak öğreticisi, örnek kişi ve doğruluk gibi değerlerin öncüsü yapar. Yaşamlarını anlamlı yapan özel görevleri olduğuna inanırlar. Zaman, enerji ve tutkularını yapmaları gerekli olan şeyler için harcarlar. Kendilerini çok iyi ve açıklıkla ifade edebilirler, baskı altında itidalli davranabilirler. Üst düzeyde ilkelidirler; her zaman nesnel, adil, büyük amaçlar için özveride bulunan ve ödüle önem vermeyen, erdem aşılayan ve böylece mükemmeli ve dengeyi yakalayan kişi olmaya çabalarlar. En iyi durumda: Müthiş bir ayırt etme yeteneğine sahip, olağanüstü bilgelik sahibi, insancıl kişilerdir. Var olanı kabul ederler ve sezgisel bir şekilde gerçekçidirler; ne zaman ne yapılacağını çok iyi bilirler. Uzun vadeli önceliklerini saptamış olarak yine sezgisel bir bakış açısına sahiptirler. Kendisinin ve başkalarının zayıf yönlerini tam anlamıyla kabul eden bir kişi olarak insanlara canlılık aşılar ve onlara esin kaynağı olurlar: Gerçek er geç bilinecektir. Akılcı öğüt verirler, onurlu bakış açıları ve amaçları vardır. Destekleyici, umut verici ve iyi kalplidirler. Bir’ler kişisel kusursuzluklarını ruh cömertliği ile dengelerler.
Gerçek, averaj Bir’leri mutlu etmemeye başlar ve kendilerine düşen bir görev olduğunu düşünüp her şeyi kişisel olarak iyileştirmeye karar verirler.
Mücadeleci reformcu, avukat, eleştirmen, eğitici ve soylu idealist olurlar. Amaca yönelik hareket başlatırlar. Her şey “olması gerektiği gibi” olacaktır. Bir’ler hataları açıklama, düzeltme, tartışma ihtiyacı içindedirler, aynı zamanda standartları düşürmemeye çalışırlar. Görüşlerinin doğru ve kesin olduğundan emindirler. Görüş ve standartlarını açıkladıkça hata yapmaktan korkarlar: Her şey kendi idealleri doğrultusunda olmalıdır. Ayrıntılara dikkat ederler; düzenli, sistemli, iyi organize olmuş, tertipli ve mantıklı, aynı zamanda duygusallıktan ve saçmalıklardan uzak bir kişi olurlar. Hislerini ve dürtülerini kontrol altında tuttukları için gerilimli ve bastırılmış bir özellik ortaya çıkar. Bunalım (depresyon) nöbetleri başlar. Genellikle işkoliktirler, gevşemekten korkarlar. Katı kuralcı, titiz, müşkülpesent, dakik ve detaycı olabilirler. Düşünce yapısı sıradüzensel ve çıkarsamalıdır, her şey siyah-beyaz, iyi-kötü, yanlış-doğru diye ikiye ayrılmıştır. Her şey hakkında ön yargılıdırlar: İnsanları düzeltirler ve kendi görüşlerine uygun olanın yapılmasını isterler. Kendilerini ve başkalarını sürekli eleştirirler, yargılarlar, kılı kırk yararlar ve hata arayıp bulurlar. Kusursuzluğu arayan ve sabırsız bir kişi olarak işler kendi istedikleri gibi yapılmadıkça mutlu olamazlar. Başkaları onların standartlarına uymadığı ve işleri bozduğu için onlara içerlerler. Ahlâk dersi verirler, azarlarlar, hatalara ve düzensizliklere öfkelenirler.
Sağlıksız Bir’ler kesin ve tartışılmaz görüşlere sahip (dogmatik), katı fikirli, kendini üstün gören, tahammülsüz ve kalıplaşmış bir kişi olabilirler. Onlardan başka herkes tembel veya yozlaşmıştır.
Sadece kendileri “doğruyu” bilirler. Dar, sert ve ürkütücü mutlaklardan amansızca kesin beyanlar çıkarırlar. Yargılarında çok serttirler; kendilerinin doğru olduğunun kanıtlanması için başkalarının yanlış olduğu kanıtlanmalıdır. Yanıltmaca ve ussallaştırma ile “mantıklı” konumlarını savunurlar. Perde arkasında ise buruk ve bunalımlıdırlar. “Yasaklanmış” zevkleri dürtü etkisiyle tatmak ile suçluluk ve pişmanlık dolu mazoşist dönemler arasında gidip gelirler. Başkalarının yanlışlıkları ile takıntılı bir şekilde uğraşırlar ama bu arada kendileri aynısını veya daha kötüsünü yapıyor olabilirler. Bir’ler, içgüdüsel dürtülerinin cezalandırıcı üst benliklerine (süper ego) isyan etmesi sonucunda vaaz ettiklerinin aksini yapmaya ama aynı zamanda çelişik davranış veya tutumlarını ussallaştırmaya başlarlar. Yanlış hareket edenlerden kurtulmak için başkalarına karşı suçlayıcı, kınayıcı, cezalandırıcı ve zalim olurlar. Acı çekmelerinin sorumlusu olarak kendilerinde bir şeyler görürler, bu sefer nefsi cezalandırırlar veya kendilerine zarar verirler. Ağır bunalımlar (depresyon), sinir krizleri ve intihar girişimleri olasıdır.
Aile ve Bireysel İlişkilerinde E1
Bir’ler güvendikleri insanlarla ve yakınları ile tarz Yedi’nin averaj davranışlarını sergilerler. Tanıdık ortamda taşkın ve hareketli yönlerini ortaya çıkarırlar. Görevleri (misyonları) arasındaki kısa sürelerde Yedi’ler gibi kendilerini dağıtırlar: Boş zamanlarını nasıl geçireceklerini bilemezler ve lokanta menüsünden ne sipariş edeceklerine karar veremezler, kısa sürelere çeşitli deneyimler sıkıştırmaya çalışırlar. Bir’ler çok komik olabilirler ve güvenli ortamlarda insanları şaşırtmayı (imajlarının dışına çıkmayı) severler. Bir’ler koruyan kişiden kopuktur; bu kişi de genelde baba veya onun yerini alan kimsedir. Bir’ler erken çocukluk dönemlerinde kendilerine gösterilen kılavuzluk, yapılandırma ve destekleme özelliklerinin yeterli olmadığını- çok sert veya çok keyfi veya çok muğlak veya yok denecek kadar az olduğunu- düşünmüşlerdir. Kısacası, Bir’ler ortamdaki disiplinden memnun olmayıp genellikle daha katı olan kendi kılavuz kurallarını koymaya karar vermişlerdir. Genç Bir’ler şunu demek istemektedirler: “O kadar iyi olacağım ki kimse bende hata bulamayacak. Başım hiç derde girmeyecek çünkü benim standartlarım herkesinkinden yüksek. Başkaları beni cezalandırmadan önce ben kendimi cezalandıracağım.” Bunları söyleyen tabii ki Bir’lerin üst benliğidir (süperego) ve yetişkin Bir’ler de ne yapıp yapmayacaklarına karar vermek için bu kalıba güvenirler. Bir’ler insanlara adil davranmak, vicdanlarını dinleyerek hareket etmek, ideallerini gerçekleştirmek, dünyayı daha iyi yapmak, hataları önlemek, eleştiri almamak, kendilerini haklı çıkarmak, tümüyle suçsuz olmak, başkalarını idealleri doğrultusunda davranmadığı için kınamak isterler. Bir’ler genel refaha katkıda bulunmak, dünyayı daha iyi bir yer yapmak ve dolayısıyla oradaki yerini hak etmek, dürtü ve arzularını daha yararlı amaçlara yöneltmek isterler. Kafalarındaki mükemmellik ve “daha iyi bir dünya” için çok çalışırlar. Pratik idealisttirler.
Bir’ler
çocukluklarında ne kadar duygusal yara almışlarsa üst benlikleri (süper ego) o
kadar acımasız olur; bunun sonucunda yaptıkları iyi şeylerden ve ortaya çıkardıkları gelişmelerden pek haz alamazlar. Averaj Bir’ler her şeyin düzeltilmesinin kendilerinin görevi olduğunu düşünmeye başlarlar. Tersi durumda, hiç kimse hiçbir şey yapmayacaktır. Veya yapsalar bile ortaya çıkarılan iş tam ve iyi olmayacaktır. Dolayısıyla Bir’ler giderek daha da takıntılı bir şekilde çevreyi düzene sokmak, organize etmek, kusursuzlaştırmak için çabalarlar ve aynı zamanda kendi standartlarına uymayan işler için başkalarını eleştirirler. Averaj Bir’ler ne denli kusursuzluk peşinde koşan ve yargılayıcı insanlar olurlarsa olsunlar bir ara nesnelliklerini ve sağduyularını kazanıp sabit fikirli, hoşgörüsüz, “ben haklıyım” takıntılardan kurtulabilirler. Anlayış ve itidal yetenekleri ile daha sağlıklı seviyelere dönebilirler.
Ennegram 1'ün Temel Sorunları
İçgüdüsel Merkezde Bir’lerin içgüdüsel güdüleri bastırılmış veya kısıtlanmıştır; bu durumu dengelemek için Bir’ler güçlü pozisyonlara ve inançlara bel bağlarlar. Dolayısıyla İç Kritikten onay veya kınama olmadan kendiliğinden davranma yeteneği gelişmemiştir. Bir’ler içgüdüsel dürtülerini, toplum ve kendi üst benlikleri (süper ego) tarafından kabul edilebilecek davranışlara yönlendirmek için çabalarlar. Nefsini ve başkalarını yola sokamadığı için saldırganlık (kızgınlık, içerleme ve öfke) ve bastırma (içgüdülerini, bedensel hazlarını ve diğer dürtüleri) öne çıkan önemli konulardır.
Averaj Bir’ler, nefis kontrolüne ve iş yapmaya odaklanmışlardır. Üç’ler gibi randımana değer verirler ve kendi duygusal konularına eğilmeden önce işlerini bitirmeye çalışırlar. Ama gerilim o denli artar ki hislerini artık askıda tutamazlar ve averaj Dört’lerin davranış ve tutumlarını sergilemeye başlarlar. Dört’e gitmiş Bir’ler dışlanmış ve anlaşılmamış hissederler: Kimse onların çalışmalarını, çabalarını ve ideallerini takdir etmiyordur. Bu şekilde kendine acıyan Bir’ler averaj Dört’ler gibi düşkünlüklere dalarlar ve kendi değerlerinin dışına çıkmaya başlarlar. Tipik mantıklı Bir ise değişken ruh halleri gösterir, küskün bir şekilde insanlardan uzaklaşır veya birilerinin bu ıstırabı görüp onu kurtarmasını bekler. Bir’ler ne yazık ki doğrudan yardım isteyemezler.
Sağlıksız Bir’ler, kontrolü altında oldukları haşin üst benliklerinin (süper ego) kurutan ve solduran eleştirisinden kaçamazlar. Yaptıkları hiçbir şey beğenilmemektedir. Yaratılan gerilim sonunda tarz Dördün sağlıksız davranışlarına yol açar. Bir’ler içinde bulundukları durumdan dolayı kendilerinden ve dünyadan nefret ederler. İşlevselliklerini yitirirler ve acılarını dengelemek için başvurdukları yollar onlara daha çok zarar verir. Sonunda Bir’ler o denli ters davranırlar ki üst benlikleri acımasız eleştiri ile ortaya çıkar, bunu müthiş suçluluk ve utanç hisleri izler. Sağlıksız Dört’ler gibi ağır bunalım, kendini ayıplama, kendine zarar verme ve intihar düşünce ve hisleri belirir. En azından, sinir krizi veya şiddetli bunalım (depresyon) söz konusudur.
Sağlıklı Bir’ler Yedi’ye gittikleri zaman gerçeği kusurları ile olduğu gibi kabul eder ve rahatlarlar, daha verimli olurlar. Her şeyin kusursuz olması için çabalamaya gerek kalmadığını veya dünyayı tek başlarına kurtarmak zorunda olmadıklarını anlarlar. Yaşam daha az gerilimli olur, umutsuzluk azalır, olaylar kendi akışına bırakılır. Bir’ler daha doğal, daha neşeli, daha olumlu olurlar. Tarz Yedi’nin olaylara hevesli ve coşkulu bakışının etkisi ile Bir’lerin iletişim becerileri gelişir, kaygılarının dışa karşı ciddiyeti hafifler. Daha meraklı olurlar ve kendilerininkinden değişik düşüncelere de ilgi duyarlar. En önemlisi, gelişmekte olan Bir’ler zaten var olan kusursuzluğun farkına varırlar. Durup nefes alırlar ve yaşam mucizesini layığı ile tadabilirler.
Yapısal Örüntü
Anahtar unsur nesnelliktir (tarafsızlık). Bir’ler nesnel, ussal (rasyonel) ve ön yargısız olmaya, kendi standartlarına erişme yükümlülüğünün önünde engel olabilecek kişisel arzu veya özel tutkulardan etkilenmemeye çalışırlar. Bu yüzden akıl ve ruhlarında nesnellik ile öznelliği, vicdan ile arzuyu, ara sıra yapmak istedikleri ile yapmaları gerekeni birbirinden ayırabilirler. Dış dünyada Bir’ler daha üstün ve kusursuz bir hal oluşturmaya, kendileri dâhil her şeyi (eğitim, disiplin, çok çalışma, yüksek ahlâk değerleri yolu ile) daha iyiye götürmeye çabalarlar. Bir’ler üst benliklerinin emirlerine, doğrunun ve gerçeğin tek hakemi olarak uyarlarsa giderek Temel Korkularına (kötü, dengesiz, kusurlu olmak veya yozlaşmak) yakalanır, bu arada Temel Arzularından (iyi ve dürüst olmak) uzaklaşırlar. Bir’ler üst benliğin kendilerini ve gerçeği değerlendirmeye almasına izin verirlerse aradıkları dürüstlük ve bilgeliği bulamayacaklar ve anın kusursuzluğunu göremeyeceklerdir. Üst benliklerinin çalışmasını ve sınırlarını tanıyabildikleri zaman içsel bilgelikleri özgürleşip dünyaya açılacaktır. Bir’in Bölünmez Bütününün akışı kısaca şöyle açıklanabilir: Bir’ler insancıl bilgelikten, vicdanlı akılcılıktan ve ilkeli sorumluluktan zorlanmış idealistliğe, öz kontrollü düzenliliğe ve yargılayıcı kusursuzluğa, daha sonra da kendini üstün gören hoşgörüsüzlüğe, takıntılı zorlamaya (ve en sonunda (kendini ve başkalarını) acımasız cezalandırmaya doğru çökerler. her tarz öfkelenir ama Bir’ler kızgınlıklarını diğerlerinden farklı ifade ederler ve nedenler değişiktir.
Birler Var Oluşlarının ağırlığını ve gücünü hissetmekte zorlanırlar. Bunu telafi etmek için duygusal enerjilerini kullanarak harekete geçmeye çalışırlar. Duygusal ve içgüdüsel enerjilerin birbirine dolaşmasıyla öfke ortaya çıkar- öfke gibi insanı motive eden bir şey yoktur. (“Çocuklar aç ve biz burada hiçbir şey yapmıyoruz.” “Bu oda öyle pis ki artık tahammül edemiyorum! Temizlemem gerekir.”) Tabii ki herkes duygularını kullanarak ayaklanabilir ama averaj Bir’ler kadar buna takılmış olanı yoktur. Ama bu tutum Bir’leri rahatlatmaz; tersine içgüdüsel Merkezin nitelikleri olan akış, anı yaşamak, dayanıklılık ve yaşama bağlılık ile temasları büsbütün kaybolur. Bir kere bu örüntüye girdikten sonra Bir’ler varlıklarının sağlam duruş eksikliğini telafi etmek için kendilerine ve başkalarına kızgın ve sinirli olmayı sürdürürler. Sonuç olarak averaj Bir’ler bilinçaltı duygusal tepkilerin müdahalesi olmadan harekete geçemezler ve hislerini hayata geçirmeden hissedemezler. Kendilerini mantıklı bir insan olarak algılamalarına rağmen açığa vurulmayan güçlü duygusallıkların etkisi altındadırlar. Yaptıkları şeylerle tutkulu bir şekilde ilgilenirler ve konumları, projeleri hakkında coşkun bir tutuma girebilirler.
Bir’ler genelde mantıklı düşünür olarak algılanırlar. Öte yandan Düşünme Merkezinin asıl işlevini inceleyecek olursak bunun sessiz ve açık bir zihin olduğunu ve çoğu Bir’lerin özellikleri arasında sayılamayacağını görürüz. Tabii onların düşünme yetenekleri veya zekâlarının bu söylenen ile ilgisi yoktur. Parlak insanlar olabilirler, müthiş derin konular üzerinde düşünüyor olabilirler. Ama Düşünce Merkezi, Bir’lerin benlik yapılarının temeli olan unsurlardan biri değildir. Bir’ler pratik fikirlerden hoşlanan uygulayıcıdırlar. Ucu açık araştırmalar veya pratik sonucu olmayan bilgiler peşinde koşmak istemezler. Daha da ötesi Bir’lerin Dokuz’lar gibi geniş kapsamlı yaşam felsefeleri olabilir ama bu felsefenin amacı, yeni olasılıklara veya sessiz bir zihne yer açmak değil kendi eylemlerini korumak ve desteklemektir. ilkeler, güçlü inançlar ve yaşam kuralları aslında içgüdüsel Merkezin ifadeleridir. Kendimizi gözlemlersek güçlü fikirlerin “karın bölgesinden” çıktığını görürüz. (“Balinaları kurtarın!” “Zevkten önce iş!”) Tabii fikirler bu görüşleri destekleyebilir ama bu fikirlerin doğduğu yer Düşünme Merkezi değildir. Zihni sessizleştirmesini öğrenerek üçüncü Merkeze, yani Düşünme Merkezine odaklanmak aslında Bir’ler için yararlı olur. Böylece kendi fikir ve inançlarının göreli doğasını anlayabilirler. Fikir ve önerilerinde doğruluk payı olabilir ama bu doğrulara yaklaşımları, tek veya en iyi yol olmayabilir.
Bir’ler zihni sessizleştirerek gözlemledikleri doğruları daha iyi ve daha esnek bir şekilde iletebilirler. Zihni sessizleştirerek iç yargı ve eleştirilerinden kurtulabilir, böylece kendileri ve çevreleri ile doğrudan ilişkilerini artırabilir, uygun eylem rotalarını saptama yeteneklerini geliştirebilirler. Bir’ler duygusal tepkilerini içgüdüsel tepkilerinden ayırarak da gelişme yönünde ilerleyebilirler. Tutku veya inançlarından yalan bir Var Oluş duyusu elde etmeye çalışmak yerine Devinen içgüdüsel Merkezlerindeki eksiklik duyusu ile yaşamayı öğrenebilirler. Böylece Temel sağlamlık, sakinlik ve içgüdüsel Merkezin özerkliği gibi niteliklerle temas başlar. Eylemler, gerilime girmeden daha bilinçli ve yönlendirilmiş olarak gerçekleşir. Bu arada Hissetme Merkezi de içgüdüsel Merkez ile olan düğümünden kurtulduğu için Temel değerler ve yaşamla doğrudan temas ortaya çıkar. Bir’ler artık var oluşlarını “hak etmek” için kusursuz olma gereğini duymazlar. Kendilerine ve başkalarına derin bir şefkat beslerler.
ENNEAGRAM 1
İlkeli, amaçlı ve kontrollü, kusursuzluk peşinde
Medyada Enneagram 1
Aşağıda bazı enneagram 1 karakterleri görebilirsiniz.
Beden Üçlüsünde yer alır.
Günahı öfke olan E1’ler öfkeyi ifade etmeyi tümüyle reddettiklerinden dolayı bunun için için yanan bir ateş olarak geri planda yattığının farkında değillerdir. Aslında averaj E1’lerin nefsini kontrol alışkanlıkları bile öfkeyi ilelebet bastıramaz. Öfke, çoğunlukla olumsuz sonuçlar verecek bir şekilde er geç ifade edilecektir. Yaşama karşı bu içerlemeci tutum aynı zamanda E1’lerin gerçekçiliğe direnciyle ilgilidir. Öfke tutkusu, kişinin kendisiyle ve gerçeklikle kronik hoşnutsuzluğun kaynağıdır, gerçekçiliğin olması gereken gibi olmadığı hissini uyandırır. E1’ler kendilerini öfkeli olarak algılamazlar, kontrollü olduklarına, işleri düzeltmeye çalıştıklarına inanırlar. E1’ler gerçekliğin bir İlâhi plana göre kusursuz bir şekilde belirdiğini bildikleri hissini taşırlar. Yaşamlarının ilk evrelerinde nedense bu histen kopmuşlardır ve şimdi kızgındırlar. Yaşama karşı derinden tepkileri şöyledir: “Neden her şey alt üst olmuş? Bu böyle değildi! Böyle olmak zorunda değil!” Bir’lerin benliği, aslında Özlerinin bir parçası olan bu kusursuzluk duygusunu yeniden yaratmaya çalışır. Sonuç olarak Bir’ler bazı yönlerinin ve dünyanın kusurlu olduğuna inanırlar ve tüm bunlara bir düzen getirmek için neler yapılması gerektiği hakkında kesin fikirleri vardır. İçerleme onları kusursuz olmaya iter ama aradıkları kusursuzluğu bulamadıkları zaman kendi görünen kusurlarına daha çok kızarlar ve böylece tutkularını beslerler. Bu açmazın çıkış yolu benliğin yargılama faaliyetinin nefsi, yargılayan ve yargılanan olarak ikiye ayırdığının ve böylece nefsin bütünlüğünü bozduğunun farkına varmaktır.
Gelişme ve Çöküş Yönleri
Sağlıklı Bir’ler güçlü kişisel inançları olan vicdan sahibi, dürüst bireylerdir.
Yoğun bir doğru-yanlış anlayışa ve kişisel ahlaki değerlere sahiptirler. Her yönden mantıklı, makul, öz disiplinli ve ılımlı olmayı arzu ederler. Yüksek düzeyde ahlâklıdırlar: Doğruluk ve adalet onlar için asal değerlerdir. Dürüstlük duyguları onları çarpıcı bir ahlak öğreticisi, örnek kişi ve doğruluk gibi değerlerin öncüsü yapar. Yaşamlarını anlamlı yapan özel görevleri olduğuna inanırlar. Zaman, enerji ve tutkularını yapmaları gerekli olan şeyler için harcarlar. Kendilerini çok iyi ve açıklıkla ifade edebilirler, baskı altında itidalli davranabilirler. Üst düzeyde ilkelidirler; her zaman nesnel, adil, büyük amaçlar için özveride bulunan ve ödüle önem vermeyen, erdem aşılayan ve böylece mükemmeli ve dengeyi yakalayan kişi olmaya çabalarlar. En iyi durumda: Müthiş bir ayırt etme yeteneğine sahip, olağanüstü bilgelik sahibi, insancıl kişilerdir. Var olanı kabul ederler ve sezgisel bir şekilde gerçekçidirler; ne zaman ne yapılacağını çok iyi bilirler. Uzun vadeli önceliklerini saptamış olarak yine sezgisel bir bakış açısına sahiptirler. Kendisinin ve başkalarının zayıf yönlerini tam anlamıyla kabul eden bir kişi olarak insanlara canlılık aşılar ve onlara esin kaynağı olurlar: Gerçek er geç bilinecektir. Akılcı öğüt verirler, onurlu bakış açıları ve amaçları vardır. Destekleyici, umut verici ve iyi kalplidirler. Bir’ler kişisel kusursuzluklarını ruh cömertliği ile dengelerler.
Gerçek, averaj Bir’leri mutlu etmemeye başlar ve kendilerine düşen bir görev olduğunu düşünüp her şeyi kişisel olarak iyileştirmeye karar verirler.
Mücadeleci reformcu, avukat, eleştirmen, eğitici ve soylu idealist olurlar. Amaca yönelik hareket başlatırlar. Her şey “olması gerektiği gibi” olacaktır. Bir’ler hataları açıklama, düzeltme, tartışma ihtiyacı içindedirler, aynı zamanda standartları düşürmemeye çalışırlar. Görüşlerinin doğru ve kesin olduğundan emindirler. Görüş ve standartlarını açıkladıkça hata yapmaktan korkarlar: Her şey kendi idealleri doğrultusunda olmalıdır. Ayrıntılara dikkat ederler; düzenli, sistemli, iyi organize olmuş, tertipli ve mantıklı, aynı zamanda duygusallıktan ve saçmalıklardan uzak bir kişi olurlar. Hislerini ve dürtülerini kontrol altında tuttukları için gerilimli ve bastırılmış bir özellik ortaya çıkar. Bunalım (depresyon) nöbetleri başlar. Genellikle işkoliktirler, gevşemekten korkarlar. Katı kuralcı, titiz, müşkülpesent, dakik ve detaycı olabilirler. Düşünce yapısı sıradüzensel ve çıkarsamalıdır, her şey siyah-beyaz, iyi-kötü, yanlış-doğru diye ikiye ayrılmıştır. Her şey hakkında ön yargılıdırlar: İnsanları düzeltirler ve kendi görüşlerine uygun olanın yapılmasını isterler. Kendilerini ve başkalarını sürekli eleştirirler, yargılarlar, kılı kırk yararlar ve hata arayıp bulurlar. Kusursuzluğu arayan ve sabırsız bir kişi olarak işler kendi istedikleri gibi yapılmadıkça mutlu olamazlar. Başkaları onların standartlarına uymadığı ve işleri bozduğu için onlara içerlerler. Ahlâk dersi verirler, azarlarlar, hatalara ve düzensizliklere öfkelenirler.
Sağlıksız Bir’ler kesin ve tartışılmaz görüşlere sahip (dogmatik), katı fikirli, kendini üstün gören, tahammülsüz ve kalıplaşmış bir kişi olabilirler. Onlardan başka herkes tembel veya yozlaşmıştır.
Sadece kendileri “doğruyu” bilirler. Dar, sert ve ürkütücü mutlaklardan amansızca kesin beyanlar çıkarırlar. Yargılarında çok serttirler; kendilerinin doğru olduğunun kanıtlanması için başkalarının yanlış olduğu kanıtlanmalıdır. Yanıltmaca ve ussallaştırma ile “mantıklı” konumlarını savunurlar. Perde arkasında ise buruk ve bunalımlıdırlar. “Yasaklanmış” zevkleri dürtü etkisiyle tatmak ile suçluluk ve pişmanlık dolu mazoşist dönemler arasında gidip gelirler. Başkalarının yanlışlıkları ile takıntılı bir şekilde uğraşırlar ama bu arada kendileri aynısını veya daha kötüsünü yapıyor olabilirler. Bir’ler, içgüdüsel dürtülerinin cezalandırıcı üst benliklerine (süper ego) isyan etmesi sonucunda vaaz ettiklerinin aksini yapmaya ama aynı zamanda çelişik davranış veya tutumlarını ussallaştırmaya başlarlar. Yanlış hareket edenlerden kurtulmak için başkalarına karşı suçlayıcı, kınayıcı, cezalandırıcı ve zalim olurlar. Acı çekmelerinin sorumlusu olarak kendilerinde bir şeyler görürler, bu sefer nefsi cezalandırırlar veya kendilerine zarar verirler. Ağır bunalımlar (depresyon), sinir krizleri ve intihar girişimleri olasıdır.
Aile ve Bireysel İlişkilerinde E1
Bir’ler güvendikleri insanlarla ve yakınları ile tarz Yedi’nin averaj davranışlarını sergilerler. Tanıdık ortamda taşkın ve hareketli yönlerini ortaya çıkarırlar. Görevleri (misyonları) arasındaki kısa sürelerde Yedi’ler gibi kendilerini dağıtırlar: Boş zamanlarını nasıl geçireceklerini bilemezler ve lokanta menüsünden ne sipariş edeceklerine karar veremezler, kısa sürelere çeşitli deneyimler sıkıştırmaya çalışırlar. Bir’ler çok komik olabilirler ve güvenli ortamlarda insanları şaşırtmayı (imajlarının dışına çıkmayı) severler. Bir’ler koruyan kişiden kopuktur; bu kişi de genelde baba veya onun yerini alan kimsedir. Bir’ler erken çocukluk dönemlerinde kendilerine gösterilen kılavuzluk, yapılandırma ve destekleme özelliklerinin yeterli olmadığını- çok sert veya çok keyfi veya çok muğlak veya yok denecek kadar az olduğunu- düşünmüşlerdir. Kısacası, Bir’ler ortamdaki disiplinden memnun olmayıp genellikle daha katı olan kendi kılavuz kurallarını koymaya karar vermişlerdir. Genç Bir’ler şunu demek istemektedirler: “O kadar iyi olacağım ki kimse bende hata bulamayacak. Başım hiç derde girmeyecek çünkü benim standartlarım herkesinkinden yüksek. Başkaları beni cezalandırmadan önce ben kendimi cezalandıracağım.” Bunları söyleyen tabii ki Bir’lerin üst benliğidir (süperego) ve yetişkin Bir’ler de ne yapıp yapmayacaklarına karar vermek için bu kalıba güvenirler. Bir’ler insanlara adil davranmak, vicdanlarını dinleyerek hareket etmek, ideallerini gerçekleştirmek, dünyayı daha iyi yapmak, hataları önlemek, eleştiri almamak, kendilerini haklı çıkarmak, tümüyle suçsuz olmak, başkalarını idealleri doğrultusunda davranmadığı için kınamak isterler. Bir’ler genel refaha katkıda bulunmak, dünyayı daha iyi bir yer yapmak ve dolayısıyla oradaki yerini hak etmek, dürtü ve arzularını daha yararlı amaçlara yöneltmek isterler. Kafalarındaki mükemmellik ve “daha iyi bir dünya” için çok çalışırlar. Pratik idealisttirler.
Bir’ler
çocukluklarında ne kadar duygusal yara almışlarsa üst benlikleri (süper ego) o
kadar acımasız olur; bunun sonucunda yaptıkları iyi şeylerden ve ortaya çıkardıkları gelişmelerden pek haz alamazlar. Averaj Bir’ler her şeyin düzeltilmesinin kendilerinin görevi olduğunu düşünmeye başlarlar. Tersi durumda, hiç kimse hiçbir şey yapmayacaktır. Veya yapsalar bile ortaya çıkarılan iş tam ve iyi olmayacaktır. Dolayısıyla Bir’ler giderek daha da takıntılı bir şekilde çevreyi düzene sokmak, organize etmek, kusursuzlaştırmak için çabalarlar ve aynı zamanda kendi standartlarına uymayan işler için başkalarını eleştirirler. Averaj Bir’ler ne denli kusursuzluk peşinde koşan ve yargılayıcı insanlar olurlarsa olsunlar bir ara nesnelliklerini ve sağduyularını kazanıp sabit fikirli, hoşgörüsüz, “ben haklıyım” takıntılardan kurtulabilirler. Anlayış ve itidal yetenekleri ile daha sağlıklı seviyelere dönebilirler.
Ennegram 1'ün Temel Sorunları
İçgüdüsel Merkezde Bir’lerin içgüdüsel güdüleri bastırılmış veya kısıtlanmıştır; bu durumu dengelemek için Bir’ler güçlü pozisyonlara ve inançlara bel bağlarlar. Dolayısıyla İç Kritikten onay veya kınama olmadan kendiliğinden davranma yeteneği gelişmemiştir. Bir’ler içgüdüsel dürtülerini, toplum ve kendi üst benlikleri (süper ego) tarafından kabul edilebilecek davranışlara yönlendirmek için çabalarlar. Nefsini ve başkalarını yola sokamadığı için saldırganlık (kızgınlık, içerleme ve öfke) ve bastırma (içgüdülerini, bedensel hazlarını ve diğer dürtüleri) öne çıkan önemli konulardır.
Averaj Bir’ler, nefis kontrolüne ve iş yapmaya odaklanmışlardır. Üç’ler gibi randımana değer verirler ve kendi duygusal konularına eğilmeden önce işlerini bitirmeye çalışırlar. Ama gerilim o denli artar ki hislerini artık askıda tutamazlar ve averaj Dört’lerin davranış ve tutumlarını sergilemeye başlarlar. Dört’e gitmiş Bir’ler dışlanmış ve anlaşılmamış hissederler: Kimse onların çalışmalarını, çabalarını ve ideallerini takdir etmiyordur. Bu şekilde kendine acıyan Bir’ler averaj Dört’ler gibi düşkünlüklere dalarlar ve kendi değerlerinin dışına çıkmaya başlarlar. Tipik mantıklı Bir ise değişken ruh halleri gösterir, küskün bir şekilde insanlardan uzaklaşır veya birilerinin bu ıstırabı görüp onu kurtarmasını bekler. Bir’ler ne yazık ki doğrudan yardım isteyemezler.
Sağlıksız Bir’ler, kontrolü altında oldukları haşin üst benliklerinin (süper ego) kurutan ve solduran eleştirisinden kaçamazlar. Yaptıkları hiçbir şey beğenilmemektedir. Yaratılan gerilim sonunda tarz Dördün sağlıksız davranışlarına yol açar. Bir’ler içinde bulundukları durumdan dolayı kendilerinden ve dünyadan nefret ederler. İşlevselliklerini yitirirler ve acılarını dengelemek için başvurdukları yollar onlara daha çok zarar verir. Sonunda Bir’ler o denli ters davranırlar ki üst benlikleri acımasız eleştiri ile ortaya çıkar, bunu müthiş suçluluk ve utanç hisleri izler. Sağlıksız Dört’ler gibi ağır bunalım, kendini ayıplama, kendine zarar verme ve intihar düşünce ve hisleri belirir. En azından, sinir krizi veya şiddetli bunalım (depresyon) söz konusudur.
Sağlıklı Bir’ler Yedi’ye gittikleri zaman gerçeği kusurları ile olduğu gibi kabul eder ve rahatlarlar, daha verimli olurlar. Her şeyin kusursuz olması için çabalamaya gerek kalmadığını veya dünyayı tek başlarına kurtarmak zorunda olmadıklarını anlarlar. Yaşam daha az gerilimli olur, umutsuzluk azalır, olaylar kendi akışına bırakılır. Bir’ler daha doğal, daha neşeli, daha olumlu olurlar. Tarz Yedi’nin olaylara hevesli ve coşkulu bakışının etkisi ile Bir’lerin iletişim becerileri gelişir, kaygılarının dışa karşı ciddiyeti hafifler. Daha meraklı olurlar ve kendilerininkinden değişik düşüncelere de ilgi duyarlar. En önemlisi, gelişmekte olan Bir’ler zaten var olan kusursuzluğun farkına varırlar. Durup nefes alırlar ve yaşam mucizesini layığı ile tadabilirler.
Yapısal Örüntü
Anahtar unsur nesnelliktir (tarafsızlık). Bir’ler nesnel, ussal (rasyonel) ve ön yargısız olmaya, kendi standartlarına erişme yükümlülüğünün önünde engel olabilecek kişisel arzu veya özel tutkulardan etkilenmemeye çalışırlar. Bu yüzden akıl ve ruhlarında nesnellik ile öznelliği, vicdan ile arzuyu, ara sıra yapmak istedikleri ile yapmaları gerekeni birbirinden ayırabilirler. Dış dünyada Bir’ler daha üstün ve kusursuz bir hal oluşturmaya, kendileri dâhil her şeyi (eğitim, disiplin, çok çalışma, yüksek ahlâk değerleri yolu ile) daha iyiye götürmeye çabalarlar. Bir’ler üst benliklerinin emirlerine, doğrunun ve gerçeğin tek hakemi olarak uyarlarsa giderek Temel Korkularına (kötü, dengesiz, kusurlu olmak veya yozlaşmak) yakalanır, bu arada Temel Arzularından (iyi ve dürüst olmak) uzaklaşırlar. Bir’ler üst benliğin kendilerini ve gerçeği değerlendirmeye almasına izin verirlerse aradıkları dürüstlük ve bilgeliği bulamayacaklar ve anın kusursuzluğunu göremeyeceklerdir. Üst benliklerinin çalışmasını ve sınırlarını tanıyabildikleri zaman içsel bilgelikleri özgürleşip dünyaya açılacaktır. Bir’in Bölünmez Bütününün akışı kısaca şöyle açıklanabilir: Bir’ler insancıl bilgelikten, vicdanlı akılcılıktan ve ilkeli sorumluluktan zorlanmış idealistliğe, öz kontrollü düzenliliğe ve yargılayıcı kusursuzluğa, daha sonra da kendini üstün gören hoşgörüsüzlüğe, takıntılı zorlamaya (ve en sonunda (kendini ve başkalarını) acımasız cezalandırmaya doğru çökerler. her tarz öfkelenir ama Bir’ler kızgınlıklarını diğerlerinden farklı ifade ederler ve nedenler değişiktir.
Birler Var Oluşlarının ağırlığını ve gücünü hissetmekte zorlanırlar. Bunu telafi etmek için duygusal enerjilerini kullanarak harekete geçmeye çalışırlar. Duygusal ve içgüdüsel enerjilerin birbirine dolaşmasıyla öfke ortaya çıkar- öfke gibi insanı motive eden bir şey yoktur. (“Çocuklar aç ve biz burada hiçbir şey yapmıyoruz.” “Bu oda öyle pis ki artık tahammül edemiyorum! Temizlemem gerekir.”) Tabii ki herkes duygularını kullanarak ayaklanabilir ama averaj Bir’ler kadar buna takılmış olanı yoktur. Ama bu tutum Bir’leri rahatlatmaz; tersine içgüdüsel Merkezin nitelikleri olan akış, anı yaşamak, dayanıklılık ve yaşama bağlılık ile temasları büsbütün kaybolur. Bir kere bu örüntüye girdikten sonra Bir’ler varlıklarının sağlam duruş eksikliğini telafi etmek için kendilerine ve başkalarına kızgın ve sinirli olmayı sürdürürler. Sonuç olarak averaj Bir’ler bilinçaltı duygusal tepkilerin müdahalesi olmadan harekete geçemezler ve hislerini hayata geçirmeden hissedemezler. Kendilerini mantıklı bir insan olarak algılamalarına rağmen açığa vurulmayan güçlü duygusallıkların etkisi altındadırlar. Yaptıkları şeylerle tutkulu bir şekilde ilgilenirler ve konumları, projeleri hakkında coşkun bir tutuma girebilirler.
Bir’ler genelde mantıklı düşünür olarak algılanırlar. Öte yandan Düşünme Merkezinin asıl işlevini inceleyecek olursak bunun sessiz ve açık bir zihin olduğunu ve çoğu Bir’lerin özellikleri arasında sayılamayacağını görürüz. Tabii onların düşünme yetenekleri veya zekâlarının bu söylenen ile ilgisi yoktur. Parlak insanlar olabilirler, müthiş derin konular üzerinde düşünüyor olabilirler. Ama Düşünce Merkezi, Bir’lerin benlik yapılarının temeli olan unsurlardan biri değildir. Bir’ler pratik fikirlerden hoşlanan uygulayıcıdırlar. Ucu açık araştırmalar veya pratik sonucu olmayan bilgiler peşinde koşmak istemezler. Daha da ötesi Bir’lerin Dokuz’lar gibi geniş kapsamlı yaşam felsefeleri olabilir ama bu felsefenin amacı, yeni olasılıklara veya sessiz bir zihne yer açmak değil kendi eylemlerini korumak ve desteklemektir. ilkeler, güçlü inançlar ve yaşam kuralları aslında içgüdüsel Merkezin ifadeleridir. Kendimizi gözlemlersek güçlü fikirlerin “karın bölgesinden” çıktığını görürüz. (“Balinaları kurtarın!” “Zevkten önce iş!”) Tabii fikirler bu görüşleri destekleyebilir ama bu fikirlerin doğduğu yer Düşünme Merkezi değildir. Zihni sessizleştirmesini öğrenerek üçüncü Merkeze, yani Düşünme Merkezine odaklanmak aslında Bir’ler için yararlı olur. Böylece kendi fikir ve inançlarının göreli doğasını anlayabilirler. Fikir ve önerilerinde doğruluk payı olabilir ama bu doğrulara yaklaşımları, tek veya en iyi yol olmayabilir.
Bir’ler zihni sessizleştirerek gözlemledikleri doğruları daha iyi ve daha esnek bir şekilde iletebilirler. Zihni sessizleştirerek iç yargı ve eleştirilerinden kurtulabilir, böylece kendileri ve çevreleri ile doğrudan ilişkilerini artırabilir, uygun eylem rotalarını saptama yeteneklerini geliştirebilirler. Bir’ler duygusal tepkilerini içgüdüsel tepkilerinden ayırarak da gelişme yönünde ilerleyebilirler. Tutku veya inançlarından yalan bir Var Oluş duyusu elde etmeye çalışmak yerine Devinen içgüdüsel Merkezlerindeki eksiklik duyusu ile yaşamayı öğrenebilirler. Böylece Temel sağlamlık, sakinlik ve içgüdüsel Merkezin özerkliği gibi niteliklerle temas başlar. Eylemler, gerilime girmeden daha bilinçli ve yönlendirilmiş olarak gerçekleşir. Bu arada Hissetme Merkezi de içgüdüsel Merkez ile olan düğümünden kurtulduğu için Temel değerler ve yaşamla doğrudan temas ortaya çıkar. Bir’ler artık var oluşlarını “hak etmek” için kusursuz olma gereğini duymazlar. Kendilerine ve başkalarına derin bir şefkat beslerler.